Cevşen | Kuran-ı Kerim | Risale-i Nur – [www.cevsen.de] En güzel isimler Allah'ındır. Bundan dolayı Allah'a onlarla dua edin. (A'râf suresi 180)
Bununlabirlikte Dil Derneği'inden ayrı olarak TDK artık "abi" yazımını da doğru saymaktadır. Hatta TDK Güncel Sözlük'e "Abi" maddesi eklenmiş ve "Bkz. ağabey" şeklinde açıklama verilmiştir. Kuşkusuz bunun sebebi dildeki yaygın kullanımın bir otorite olarak TDK tarafından da kabul görmesidir. Yani "ağabey" yazmak da "abi
DoğuşPertez. Admin. Konu Sahibi. Bismillahirrahmanirrahim 1. Inna fetahna leke fetham mübina. 2. Li yagfira lekellahü ma tekaddeme min zembike ve ma teahhara ve yütimme ni'metehu aleyke ve yehdiyeke siratam müstekiyma. 3. Ve yensurakellahü nasran aziza.
StandartTürkçe Q klavyede Shift tuşunu basılı tutarak 3 tuşuna basmak şapka işareti yapılacağı anlamına gelir. Bu kombinasyonu yaptıktan (ve tuşları bıraktıktan) sonra hangi harfe basarsanız onun şapkalı hali çıkar. Büyük A yaparsanız  çıkar. Küçük a'yaparsanız â çıkar. Aynı yolla Ê/ê, Î/î, Ô/ô, Û/û
Arapça okunuşu : Allâhümme, leke sumtü ve bike âmentü ve aleyke tevekkeltü ve alâ rızkıke eftartü. Ve savmelğadi min şehr-i Ramazâne neveytü fağfîrli mâ kaddemtü ve mâ ahhartü. Duanın Ma’nâsı: “Ey Allah’ım, senin rızân için oruç tuttum, sana imân ettim, sana tevekkülde bulundum. Senin rızanla orucumu açtım.
MZNg. Mü'min Suresi 16. ayeti ne anlatıyor? Mü'min Suresi 16. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...Mü'min Suresi 16. Ayetinin Arapçasıيَوْمَ هُمْ بَارِزُونَۚ لَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْهُمْ شَيْءٌۜ لِمَنِ الْمُلْكُ الْيَوْمَۜ لِلّٰهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ Mü'min Suresi 16. Ayetinin Meali AnlamıO gün bütün insanlar kabirlerinden çıkıp Allah’ın huzuruna varacak. Onlarla ilgili hiçbir şey Allah’a gizli kalmayacak. Allah “Bu gün mutlak mülkiyet ve hâkimiyet kimindir?” diye soracak. Kimse cevap veremeyecek de yine kendisi “Tek olan, her şeyi kudretine boyun eğdiren Allah’ın!” Suresi 16. Ayetinin Tefsiri Kıyamet günü herkes kabirlerinden kalkıp apaçık ortaya çıkar. Bütün amelleri, fiilleri ve meziyetleriyle görülür. Dünyada gözlerden saklı olarak yapılan bütün gizli şeyler o gün meydana serilir. Çünkü o gün yeryüzü hiçbir tümseği, hiçbir iniş çıkışı olmayan dümdüz bir saha hâline getirilir. bk. Tâhâ 20/105-107 Allah’tan en küçük bir şey bile gizli kalmaz. O gün ya Cenâb-ı Hak veya vazifeli bir melek tarafından mutlak mülk ve hâkimiyetin kime ait olduğu sorulur. Yine ya Cenâb-ı Hak, ya melekler yahut mü’min-kâfir bütün mahşer halkı tarafından koro halinde ve yüksek sesle “Bu gün mutlak mülkiyet ve hâkimiyet, tek olan, her şeyi kudretine boyun eğdiren Allah’ındır!” bk. Mü’min 40/16 diye nidâ edilir. O gün herkes dünyada ne kazandıysa ona göre karşılık görür. Çünkü o gün zerre kadar bir haksızlık söz konusu değildir. Âyette işaret edilen haksızlık ve adâletsizlik farklı şekillerde olabilir Bir kimse hak ettiği mükâfatı alamaz. Bir kimse hak ettiği mükâfatı tam olarak alamaz. Kişi haketmediği halde haksız yere cezalandırılır. Kişi cezayı hakettiği halde ceza görmekten kurtulur. Bir kimseye hakettiği cezadan daha azı verilir. Zulmeden beraat ederken, mazlum öylece bakakalır. Kişinin günahı bir başkasına yüklenir… İşte Allah Teâlâ âhiret mahkemesinde bu tür adâletsizlikler yapılmayacağını ve herkesin yaptıklarının tam karşılığını alacağını haber vermektedir. O’nun hesaba çekmesi de çok süratlidir. Her şey tam olarak ilmi dâhilinde olduğu için düşünmeye veya saymaya ihtiyacı yoktur. Birisiyle meşgulüm diye diğerini ihmal etmez. Aynı anda hepsine rızık verdiği gibi, hepsini de aynı anda hesaba çeker. O haldeMü'min Suresi tefsiri için tıklayınız...Kaynak Ömer Çelik TefsiriMü'min Suresi 16. ayetinin meal karşılaştırması ve diğer ayetler için tıklayınız... İslam ve İhsan
Nahl Suresi 49. ayeti ne anlatıyor? Nahl Suresi 49. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...Nahl Suresi 49. Ayetinin Arapçasıوَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ مِنْ دَٓابَّةٍ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ ۩ Nahl Suresi 49. Ayetinin Meali AnlamıGöklerde ve yerde bulunan bütün canlılar ve melekler, hiçbir büyüklenme duygusuna kapılmaksızın Allah’a secde Suresi 49. Ayetinin TefsiriBurada bahsedilen secdeden maksat, “ızdırârî secde” yani isteğe bağlı olmaksızın kayıtsız şartsız boyun eğmektir. Ağaç, dağ, tepe gibi gölgesi bulunan şeylerin gölgeleri bile Allah’ın emrine uymuşlar ve ona boyun eğmişlerdir. Zira gölge, sahibinin değil, yüce Allah’ın takdiriyle ışığın geliş noktası istikâmetinde düşer ve onun dönüşlerini takip eder. Dolayısıyla eşyada olduğu gibi, onların gölgelerinde de hâkimiyet ve tasarruf sadece Allah’ındır. Onlar, yere serilip bir sağa bir sola sürünürlerken bile sahiplerine değil, Allah’a secde eder ve Yüce Allah’ın birliğini ilan ederler. Bunlarla birlikte göklerde ve yeryüzünde hareket eden bütün varlıklar ve bütün melekler de ancak Allah’a secde ederler. O’nun emrine boyun eğerler. Büyüklenip Allah’a secde ve ibâdet etmekten uzak durmazlar. Üzerlerinde tam bir hâkimiyet ve tasarrufa sahip olan Rablerinden korkarlar. Gerek ibâdet, gerekse kâinatın düzeniyle ilgili olarak kendilerine emredilen vazifeleri yaparlar. Dolayısıyla bunların hiçbirinin ilâhlıkta Allah’a ortak olması mümkün Sâdî anlatıyor“Bir gece bir kervanla sabaha kadar yol gittik. Sabaha doğru küçük bir orman kenarında uyuduk. İçimizde Allah Teâlâ’ya sevgi ve bağlılığından dolayı cezbeye tutulmuş, kendinden geçmiş biri vardı. Seher vakti bir nara atarak çöllere doğru gitti. Bir nefes bile durup dinlenmedi. Gündüz olunca bir ara kendisine, Bu ne haldir?» diye sordum. Şöyle cevap verdi“- Kulak verdim, baktım ki bülbüller ağaçta, keklikler dağda ötüyorlar. Kurbağalar suda, canavarlar ormanda bağrışıp duruyorlar. Baktım, düşündüm. Onlar böylece Allah’ı anarken benim uyumam ve susmam yakışıksız bir hareket olur. Bu benim için tam mânasıyla bir gaflet demektir. İşte bu sebeple ben de uyumadım, feryat ettim.”Şâir der ki“Dün gece bir kuş sabaha kadar inledi durdu. Onun bu inleyişi benim aklımı, fikrimi, sabrımı aldı, alt üst etti. Onun için kendimden geçerek bir çığlık kopardım. Benim samimi dostlarımdan biri meğerse çığlığımı işitmiş. Dedi ki“- Bir kuş sesinin sana bu kadar tesir edeceğine inanmazdım.”Şu cevabı verdim“- Kuşlar Allah’ı ansınlar da ben susayım; bu insanlık değildir.” Sâdî Şirâzî, Gülistan, s. 82Kuşun bu terennümünü dile getiren şu mısralar ne kadar güzel ve tesirlidirHû kuşu dün gece inledi durduHû diye hû diye hû diye diyeDertli gönülleri yaktı, kavurduHû diye hû diye hû diye diyeBilmem ki nedendi, ne idi derdiHû idi dilinin değişmez virdiHû kuşu bu gece gönlüme girdiHû diye hû diye hû diye diyeHep onu söylemek kolay mı dileYağ gerek sultanım köhne kandileHû kuşu yanarak uçtu menzileHû diye hû diye hû diye diyeHâsılı canlı cansız her şey, hatta bunların gölgeleri dahi Allah’ın emrine uyarken insanın bunların dışına çıkması, yaratanına başkaldırması ve O’na ortak koşması doğru olur mu? Bu sebeple buyruluyor ki Nahl Suresi tefsiri için tıklayınız...Kaynak Ömer Çelik TefsiriNahl Suresi 49. ayetinin meal karşılaştırması ve diğer ayetler için tıklayınız... İslam ve İhsan
Yunus Sûresi Türkçe Anlamı ve Meali Nedir? Yunus sûresi de dahil olmak üzere Kur'an-ı Kerim'deki sûreler, abdestsiz olarak ezberden okunabilir. Bu durum, adet gören kadınlar için de geçerlidir. Allah'a dua etmek maksadıyla, Kur'an'a dokunmadan okunması günah değildir. Yunus sûresi, 109 ayetten meydana gelen oldukça uzun bir sûredir. Namazda okunması farz olan 'zammı sûreler' arasında değildir. Yunus sûresi Arapça yazılışı aşağıdaki gibidir. Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla Lâm, Râ. Bunlar hikmet dolu Kitab'ın âyetleridir. bir adama, insanları uyar ve iman edenlere, Rableri katında kendileri için bir doğruluk makamı bulunduğunu müjdele diye vahyetmemiz, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki o kâfirler, "Bu elbette apaçık bir sihirbazdır" dediler? ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde altı evrede yaratan, sonra da Arş'a kurulup işleri yerli yerince düzene koyan Allah'tır. O'nun izni olmaksızın, hiç kimse şefaatçı olamaz. İşte o, Rabbiniz Allah'tır. O halde O'na kulluk edin. Hâlâ düşünmüyor musunuz? dönüşü ancak onadır. Allah bunu bir gerçek olarak vadetmiştir. Şüphesiz o başlangıçta yaratmayı yapar sonra, iman edip salih ameller işleyenleri adaletle mükafatlandırmak için onu yaratmayı tekrar eder. Kafirlere gelince, inkar etmekte olduklarından dolayı, onlar için kaynar sudan bir içki ve elem dolu bir azap vardır. güneşi bir ışık kaynağı, ayı da geceleyin bir aydınlık kaynağı kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona menziller takdir edendir. Allah bunları boş yere değil ancak gerçek ile hikmeti gereğince yaratmıştır. O, âyetlerini, bilen bir topluma ayrı ayrı açıklamaktadır. gece ve gündüzün ardarda değişmesinde, Allah'ın göklerde ve yeryüzünde yarattığı şeylerde, Allah'a karşı gelmekten sakınan bir toplum için pek çok deliller vardır 7, bize kavuşacağını ummayan ve dünya hayatına razı olup onunla yetinerek tatmin olan kimseler ile âyetlerimizden gafil olanlar var ya işte onların kazanmakta oldukları günahlar yüzünden, varacakları yer ateştir. 9.Fakat iman edip salih ameller işleyenlere gelince, Rableri onları imanları sebebiyle, hidayete erdirir. Nimetlerle dolu cennetlerde altlarından ırmaklar akar. oradaki duaları, "Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah'ım!", aralarındaki esenlik dilekleri, "selâm"; dualarının sonu ise, "Hamd âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur" sözleridir. Allah insanlara, onların hemen hayra kavuşmayı istedikleri gibi, şerri de acele verseydi, elbette onların ecellerine hükmolunurdu. İşte biz, bize kavuşmayı ummayanları, kendi azgınlıkları içinde bocalar halde bırakırız. bir sıkıntı dokundu mu, gerek yan üstü yatarken, gerek otururken, gerekse ayakta iken her halinde bu sıkıntıdan kurtulmak için bize dua eder. Ama biz onun bu sıkıntısını ondan kaldırdık mı, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o haddi aşanlara, yapmakta oldukları şeyler, böylece süslenmiş hoş gösterilmiştir. sizden önceki nice nesilleri peygamberleri, kendilerine apaçık deliller getirdikleri halde yalanlayıp zulmettikleri vakit helâk ettik. Onlar zaten inanacak değillerdi. İşte biz suçlu toplumu böyle cezalandırırız. nasıl davranacağınızı görelim diye, onların ardından yeryüzünde sizi onların yerine getirdik. kendilerine apaçık birer delil olarak okunduğunda, öldükten sonra bize kavuşmayı ummayanlar, "Ya bize bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir" dediler. De ki "Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edecek olursam, elbette büyük bir günün azabından korkarım." ki "Eğer Allah dileseydi, ben size onu okumazdım, Allah da size onu bildirmezdi. Ben sizin aranızda bundan Kur'an'ın inişinden önce kırk yıllık bir ömür yaşadım. Hiç düşünmüyor musunuz?" Allah'a karşı yalan uydurandan veya O'nun âyetlerini yalanlayandan daha zâlim kimdir? Şüphe yok ki böyle suçlular asla kurtuluşa ermezler. bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve "İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır" diyorlar. De ki "Siz, Allah'a göklerde ve yerde onun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir." başlangıçta tevhit inancına bağlı tek bir ümmet idiler; sonra ayrılığa düştüler. Eğer azabın ertelenmesiyle ilgili olarak ezelde Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında derhal hüküm verilir işleri bitirilirdi. 20."Ona peygambere Rabbinden bir mucize indirilse ya!" diyorlar. De ki "Gayb ancak Allah'ındır. Bekleyin, şüphesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim!" dokunan bir sıkıntıdan sonra, insanlara bir rahmet ferahlık ve mutluluk tattırdığımız zaman, bir de bakarsın ki âyetlerimiz hakkında onların bir tuzakları birtakım tertipleri ve asılsız iddiaları vardır. De ki "Allah daha çabuk tuzak kurar." Şüphesiz elçilerimiz melekler kurmakta olduğunuz tuzakları yazıyorlar. sizi karada ve denizde gezdirip dolaştırandır. Öyle ki gemilerle denize açıldığınız ve gemilerinizin içindekilerle birlikte uygun bir rüzgarla seyrettiği, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada ona şiddetli bir fırtına gelip çatar ve her taraftan dalgalar onlara hücum eder de çepeçevre kuşatıldıklarını batıp boğulacaklarını anlayınca dini Allah'a has kılarak "Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden olacağız" diye Allah'a yalvarırlar. onları kurtarınca, bir de bakarsın ki yeryüzünde haksız yere taşkınlık yapıyorlar. Ey İnsanlar! Sizin taşkınlığınız, sırf kendi aleyhinizedir. Bununla sadece dünya hayatının yararını elde edersiniz. Sonunda dönüşünüz bizedir. Biz de bütün yaptıklarınızı size haber vereceğiz. hayatının hâli, ancak gökten indirdiğimiz bir yağmurun hali gibidir ki, insanların ve hayvanların yedikleri yeryüzü bitkileri onunla yetişip birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü o bitkilerle bütün zinet ve güzelliklerini alıp süslendiği ve sahipleri de onun üzerine her türlü tasarrufa kadir olduklarını sandıkları bir sırada, geceleyin veya güpegündüz ansızın ona emrimiz afetimiz geliverir de, bunları, sanki dün yerinde hiç yokmuş gibi, kökünden yolunmuş bir hâle getiririz. İşte düşünen bir toplum için, âyetleri böyle ayrı ayrı açıklıyoruz. esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola iletir. iş yapanlara karşılık olarak daha güzeli ve bir de fazlası vardır. Onların yüzlerine ne bir kara bulaşır, ne de bir zillet. İşte onlar cennetliklerdir ve orada ebedî kalacaklardır. işler yapmış olanlara gelince, bir kötülüğün cezası misliyledir ve onları bir zillet kaplayacaktır. Onları Allahın azabından koruyacak hiçbir kimse de yoktur. Sanki yüzleri, karanlık geceden parçalarla örtülmüştür. İşte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. hepsini bir araya toplayacağımız, sonra da Allah'a ortak koşanlara, "Siz de, ortaklarınız da yerinizde bekleyin" diyeceğimiz günü düşün. Artık onların ortak koştuklarıyla aralarını tamamen ayırırız ve ortak koştukları derler ki "Siz bize ibadet etmiyordunuz." 29."Şimdi ise sizin bize tapınmanızdan habersiz olduğumuza dair sizinle bizim aramızda şâhit olarak Allah yeter." herkes daha önce yaptığı şeyleri yoklayacak ve kendi akıbetini öğrenecek, hepsi de gerçek sahipleri olan Allah'a döndürülecekler ve ilah diye uydurdukları şeyler onları yüzüstü bırakıp kendilerinden kaybolup gidecektir. ki "Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Ya da işitme ve görme yetisi üzerinde kim mutlak hakimdir? Ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarıyor? İşleri kim yürütüyor?" "Allah" diyecekler. De ki "O halde Allah'a karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?" O, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Hak'tan sonra sadece sapıklık vardır. O halde nasıl oluyor da Hak'tan döndürülüyorsunuz? yoldan çıkanlar hakkındaki, "Onlar artık imana gelmezler" sözü, işte böylece gerçekleşmiştir. ki "Allah'a koştuğunuz ortaklarınızdan, başlangıçta yaratmayı yapacak, sonra onu tekrarlayacak kimse var mı?" De ki "Allah başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrar eder. O halde nasıl oluyor da haktan çevriliyorsunuz?" ki "Allah'a koştuğunuz ortaklarınızdan hakka iletecek olan bir kimse var mı?" De ki "Hakka Allah iletir." Öyle ise, hakka ileten mi uyulmaya daha layıktır, yoksa iletilmedikçe doğru yolu bulamayan kimse mi? Ne oluyor size? Nasıl hüküm veriyorsunuz?" çoğu ancak zannın ardından gider. Oysa zan, hak namına hiçbir şeyin yerini tutmaz. Şüphesiz Allah onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilendir. Kur'an, Allah'tan indirilmiş olup başkası tarafından uydurulmamıştır. Fakat o kendinden öncekileri doğrulayıcı ve Kitabı Allah'ın levh-i mahfuzdaki yazısını açıklayıcı olarak, indirilmiştir. Bunda hiçbir şüphe yoktur. O âlemlerin Rabbi tarafındandır. onu Muhammed kendisi uydurdu mu diyorlar? De ki "Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi siz de onun benzeri bir sûre getirin ve Allah'tan başka, çağırabileceğiniz kim varsa onları da yardıma çağırın. öyle değil. Onlar, ilmini kavrayamadıkları ve kendilerine yorumu gelmemiş olan bir şeyi yalanladılar. Kendilerinden öncekiler de peygamberleri ve onlara indirilen kitapları böyle yalanlamışlardı. Bak, o zalimlerin sonu nasıl oldu. öylesi var ki ona Kur'an'a inanır; yine onlardan öylesi de var ki ona inanmaz. Rabbin bozguncuları daha iyi bilendir. onlar seni yalanlarlarsa, de ki "Benim işim bana aittir; sizin işiniz de size. Siz benim yaptığımdan uzaksınız; ben de sizin yapmakta olduğunuz şeylerden uzağım sorumlu değilim." sana kulak verenler de vardır. Fakat sağırlara, hele akılları da ermiyorsa, sen mi işittireceksin? sana bakanlar da vardır. Fakat körlere, hele gerçeği görmüyorlarsa, sen mi doğru yolu göstereceksin? Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler. yeniden diriltip hepsini bir araya toplayacağı gün, sanki gündüzün bir saatinden başka kalmamışlar yeni ayrılmışlar gibi, aralarında tanışırlar. Allah'a kavuşmayı yalan sayanlar ziyana uğramış ve doğru yolu bulamamışlardır. tehdit ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana göstersek de, göstermeden seni vefat ettirsek de sonunda onların dönüşü bizedir. Sonra, Allah onların yapmakta olduklarına da şahittir. ümmetin bir peygamberi vardır. Onların peygamberi geldiği tebliğini yaptığı zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez. 48."Eğer doğru söyleyenler iseniz, söyleyin bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar. ki "Allah dilemedikçe, ben kendime bile ne bir zarar, ne de fayda verme gücüne sahibim. Her milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler ne de öne geçebilirler." ki "Söyleyin bakalım, onun azabı size geceleyin veya gündüzün ansızın gelecek olsa, suçlular bunun hangisini acele isterler?!" Bunların hiçbiri istenecek bir şey değildir. 51.Onlara "Azap gerçekleştikten sonra mı ona iman ettiniz? Şimdi mi!? Oysa siz onu acele istiyordunuz" denilecek. da zulmedenlere, "Ebedî azabı tadın! Siz ancak vaktiyle kazanmakta olduğunuzun cezasına çarptırılıyorsunuz" denilecektir. 53."O azap gerçek midir?" diye senden haber soruyorlar. De ki "Evet, Rabbime andolsun ki o elbette gerçektir. Siz bu konuda Allah'ı âciz kılacak değilsiniz." 54.O gün zulmetmiş olan herkes, eğer yeryüzündeki her şeye sahip olsa, kendini kurtarmak için onu fidye verir. Azabı gördüklerinde, için için derin bir pişmanlık duyarlar. Onlara zulmedilmeksizin aralarında adaletle hükmedilir. ki, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah'ındır. Yine bilesiniz ki, Allah'ın va'di haktır. Fakat onların çoğu bunu bilmez. diriltir ve öldürür; ancak ona döndürüleceksiniz. insanlar! İşte size Rabbinizden bir öğüt, kalplere bir şifâ ve inananlar için yol gösterici bir rehber ve rahmet olan Kur'an geldi.
Nahl Suresi 50. ayeti ne anlatıyor? Nahl Suresi 50. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...Nahl Suresi 50. Ayetinin Arapçasıيَخَافُونَ رَبَّهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ۟ Nahl Suresi 50. Ayetinin Meali AnlamıOnlar, üzerlerinde mutlak hâkimiyet sahibi olan Rablerinden korkarlar ve kendilerine ne emredilirse onu Suresi 50. Ayetinin TefsiriBurada bahsedilen secdeden maksat, “ızdırârî secde” yani isteğe bağlı olmaksızın kayıtsız şartsız boyun eğmektir. Ağaç, dağ, tepe gibi gölgesi bulunan şeylerin gölgeleri bile Allah’ın emrine uymuşlar ve ona boyun eğmişlerdir. Zira gölge, sahibinin değil, yüce Allah’ın takdiriyle ışığın geliş noktası istikâmetinde düşer ve onun dönüşlerini takip eder. Dolayısıyla eşyada olduğu gibi, onların gölgelerinde de hâkimiyet ve tasarruf sadece Allah’ındır. Onlar, yere serilip bir sağa bir sola sürünürlerken bile sahiplerine değil, Allah’a secde eder ve Yüce Allah’ın birliğini ilan ederler. Bunlarla birlikte göklerde ve yeryüzünde hareket eden bütün varlıklar ve bütün melekler de ancak Allah’a secde ederler. O’nun emrine boyun eğerler. Büyüklenip Allah’a secde ve ibâdet etmekten uzak durmazlar. Üzerlerinde tam bir hâkimiyet ve tasarrufa sahip olan Rablerinden korkarlar. Gerek ibâdet, gerekse kâinatın düzeniyle ilgili olarak kendilerine emredilen vazifeleri yaparlar. Dolayısıyla bunların hiçbirinin ilâhlıkta Allah’a ortak olması mümkün Sâdî anlatıyor“Bir gece bir kervanla sabaha kadar yol gittik. Sabaha doğru küçük bir orman kenarında uyuduk. İçimizde Allah Teâlâ’ya sevgi ve bağlılığından dolayı cezbeye tutulmuş, kendinden geçmiş biri vardı. Seher vakti bir nara atarak çöllere doğru gitti. Bir nefes bile durup dinlenmedi. Gündüz olunca bir ara kendisine, Bu ne haldir?» diye sordum. Şöyle cevap verdi“- Kulak verdim, baktım ki bülbüller ağaçta, keklikler dağda ötüyorlar. Kurbağalar suda, canavarlar ormanda bağrışıp duruyorlar. Baktım, düşündüm. Onlar böylece Allah’ı anarken benim uyumam ve susmam yakışıksız bir hareket olur. Bu benim için tam mânasıyla bir gaflet demektir. İşte bu sebeple ben de uyumadım, feryat ettim.”Şâir der ki“Dün gece bir kuş sabaha kadar inledi durdu. Onun bu inleyişi benim aklımı, fikrimi, sabrımı aldı, alt üst etti. Onun için kendimden geçerek bir çığlık kopardım. Benim samimi dostlarımdan biri meğerse çığlığımı işitmiş. Dedi ki“- Bir kuş sesinin sana bu kadar tesir edeceğine inanmazdım.”Şu cevabı verdim“- Kuşlar Allah’ı ansınlar da ben susayım; bu insanlık değildir.” Sâdî Şirâzî, Gülistan, s. 82Kuşun bu terennümünü dile getiren şu mısralar ne kadar güzel ve tesirlidirHû kuşu dün gece inledi durduHû diye hû diye hû diye diyeDertli gönülleri yaktı, kavurduHû diye hû diye hû diye diyeBilmem ki nedendi, ne idi derdiHû idi dilinin değişmez virdiHû kuşu bu gece gönlüme girdiHû diye hû diye hû diye diyeHep onu söylemek kolay mı dileYağ gerek sultanım köhne kandileHû kuşu yanarak uçtu menzileHû diye hû diye hû diye diyeHâsılı canlı cansız her şey, hatta bunların gölgeleri dahi Allah’ın emrine uyarken insanın bunların dışına çıkması, yaratanına başkaldırması ve O’na ortak koşması doğru olur mu? Bu sebeple buyruluyor ki Nahl Suresi tefsiri için tıklayınız...Kaynak Ömer Çelik TefsiriNahl Suresi 50. ayetinin meal karşılaştırması ve diğer ayetler için tıklayınız... İslam ve İhsan
❬ Önceki Sonraki ❭ Your browser doesn’t support HTML5 audio مَن كَانَ يُرِيدُ ٱلْعِزَّةَ فَلِلَّهِ ٱلْعِزَّةُ جَمِيعًا ۚ إِلَيْهِ يَصْعَدُ ٱلْكَلِمُ ٱلطَّيِّبُ وَٱلْعَمَلُ ٱلصَّٰلِحُ يَرْفَعُهُۥ ۚ وَٱلَّذِينَ يَمْكُرُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ ۖ وَمَكْرُ أُو۟لَٰٓئِكَ هُوَ يَبُورُ Men kâne yurîdul izzete fe lillâhil izzetu cemîâcemîan, ileyhi yes’adul kelimut tayyibu vel amelus sâlihu yerfeuhyerfeuhu, vellezîne yemkurûnes seyyiâti lehum azâbun şedîdşedîdun, ve mekru ulâike huve yebûryebûru. Her kim şan ve şeref istiyorsa bilsin ki, şan ve şeref bütünüyle Allah’a aittir. Güzel sözler ancak O’na yükselir. Salih ameli de güzel sözler yükseltir. Kötülükleri tuzak yapanlar var ya, onlar için çetin bir azap vardır. İşte onların tuzağı boşa çıkar. Türkçesi Kökü Arapçası kim مَنْ ise ك و ن كَانَ istiyor ر و د يُرِيدُ şeref ع ز ز الْعِزَّةَ Allah’ındır فَلِلَّهِ şeref ع ز ز الْعِزَّةُ tamamen ج م ع جَمِيعًا O’na إِلَيْهِ çıkar ص ع د يَصْعَدُ söz ك ل م الْكَلِمُ güzel ط ي ب الطَّيِّبُ ve amel ع م ل وَالْعَمَلُ iyi ص ل ح الصَّالِحُ onu yükseltir ر ف ع يَرْفَعُهُ gelince وَالَّذِينَ tuzak kuranlara م ك ر يَمْكُرُونَ kötü şeyleri س و ا السَّيِّئَاتِ onlar için vardır لَهُمْ bir azab ع ذ ب عَذَابٌ çetin ش د د شَدِيدٌ ve tuzağı م ك ر وَمَكْرُ onların أُولَٰئِكَ o هُوَ bozulacaktır ب و ر يَبُورُ Diyanet İşleri Başkanlığı Her kim şan ve şeref istiyorsa bilsin ki, şan ve şeref bütünüyle Allah’a aittir. Güzel sözler ancak O’na yükselir. Salih ameli de güzel sözler yükseltir. Kötülükleri tuzak yapanlar var ya, onlar için çetin bir azap vardır. İşte onların tuzağı boşa çıkar. Diyanet Vakfı Kim izzet ve şeref istiyor idiyse, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah´ındır. O´na ancak güzel sözler yükselir ulaşır. Onları da Allah´a amel-i sâlih ulaştırır. Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince, onlar için çetin bir azap vardır ve onların tuzağı bozulur. Elmalılı Hamdi Yazır Sadeleştirilmiş Her kim izzet istiyorsa, bilsin ki, izzet tamamıyla Allah´ındır. O´na hoş kelimeler yükselir, onu da salih amel yükseltir. Kötülükler kuranlara gelince, onlara şiddetli bir azap vardır ve onların tuzakları da hep tarumar darmadağın olur. Elmalılı Hamdi Yazır Her kim izzet istiyorsa bilsin ki izzet tamamıyla Allah´ındır. O´na hoş kelimeler yükselir, onu da salih amel yükseltir. Kötülükler kuranlara gelince, onlara şiddetli bir azab vardır. Onların tuzakları hep darmadağın olur. Ali Fikri Yavuz Her kim şeref ve kuvvet isterse bilsin ki, bütün şeref ve kudret Allah’ındır. Hoş kelimeler tevhid ve tesbihler ancak O’na yükselir, kabul olunur. Salih ameli de hoş kelimeler tevhid yükseltir, makbul kılar. Kötülükler kuranlara gelince, onlara şiddetli bir azap vardır. Bunların yaptıkları tuzak mahvolur gider. Elmalılı Hamdi Yazır Orijinal Her kim ızzet istiyorsa bilsin ki ızzet tamamiyle Allah´ındır, ona hoş kelimeler yükselir onu da ameli sâlih yükseltir, kötülükler kuranlara gelince onlara şiddetli bir azâb vardır ve onların tuzakları hep tarumar olur Fizilal-il Kuran Kim itibar ve üstünlük isterse bilsin ki, itibar ve üstünlük tümü ile Allah´ın tekelindedir. Güzel söz O´na yükselir, iyi ameli de O yükseltir. Kötü amaçlı komplolar düzenleyenler ağır bir azaba çarpılacaklardır. Ayrıca onların komplosu da boşa çıkar, verimsiz olur. Hasan Basri Çantay Kim ululanmak hevesine düşerse bilin ki bütün ululuk Allahındır. Güzel kelimeler ancak Ona yükselir. Onu da iyi amel ve hareket yükseltir. Kötülükleri tuzak yapanlar a gelince Onlar için çetin bir azâb vardır. Onların kurdukları tuzağın bizzat kendisi mahvolur. İbni Kesir Kim, izzet istiyorsa; izzet bütünüyle Allah´ındır. Güzel sözler O´na yükselir. Onu da salih amel yükseltir. Kötülükleri tuzak yapanlar için şiddetli bir azab vardır. Onların hilesi, boşa çıkar. Ömer Nasuhi Bilmen Her kim izzet şeref ve şan istiyorsa bilsin ki bütün izzet kuvvet ve hakimiyet Allah´ındır. Pâk söz ona yükselir, sâlih ameli de O yükseltir ve o kimseler ki, hilekârâne bir surette günahları irtikab ederler, onlar için de pek şiddetli bir azap vardır. Ve onların o hileleri mahvolur gider. Tefhim-ul Kuran Kim izzeti istiyorsa, artık bütün izzet Allah´ındır. Güzel söz O´na yükselir, salih amel de onu yükseltir. Kötülükleri tasarlayıp düzenleyenler ise; onlar için şiddetli bir azab vardır. Onların tasarladıkları ´boşa çıkıp bozulur´
hakimiyet allah ındır arapça yazılışı