eceV6el. İş kazası tazminat davası; bir işverenin işyerinde çalışan işçinin iş ilişkisi nedeniyle yaralanması veya ölümü halinde, kendisine veya yakınlarına sorumlu işveren tarafından tazminat ödenmesi istemiyle açılan bir maddi ve manevi tazminat davası türüdür. İş kazası tazminat davası, hem asıl işverene hem de tüm alt işverenlere taşeron karşı açılabilir. Örneğin, A şirketi yaptığı inşaatın elektrik işlerini taşeron olarak B Şirketine vermiş, B şirketi de elektrik işlerinin bir kısmını C şirketiyle birlikte yapmışsa; C şirketi işçisinin iş kazası neticesinde ölmesi halinde, müteselsilen ve müştereken ödenmek kaydıyla tüm şirketlere A, B ve C karşı iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası açılabilir. İş Kazası Sayılan Haller Nelerdir? 5510 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 13. maddesine göre iş kazası sayılan ve tazminat davası açılabilecek haller şunlardır İşçinin işverene ait işyerinde bulunduğu sırada uğradığı her türlü bedensel veya ruhsal zararlar iş kazası sayılır. İşçinin ne şekilde yaralandığı veya öldüğünün önemi yoktur. İşçinin maruz kaldığı olay işyerinde gerçekleşmişse, iş kazası olarak kabul edilir ve tazminat davasına konu edilebilir. Örneğin, kalp krizi işyerinde gerçekleştiği takdirde Yargıtay tarafından, sadece bu nedenle iş kazası olarak kabul edilmektedir. Bir işverene bağlı olarak çalışan işçinin görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda işçinin maruz kaldığı fiiller iş kazası olup tazminat davasına konu olabilir. İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle işçi kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle gerçekleşen her türlü olay iş kazası olarak tazminat davasına konu olabilir. Emziren kadın işçinin, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda maruz kaldığı kazalar iş kazasıdır. Örneğin, çocuğunu emzirdiği sırada üst balkondan düşen bir sandalye ile yaralanan işçi, işverene iş kazası tazminat davası açabilir. İşçinin, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında meydana gelen her türlü kaza iş kazasıdır. Uygulamada, bu tarz kazalara trafik iş kazası denilmektedir. İş Kazası Tazminat Davası Açma Süresi Zamanaşımı İş kazası nedeniyle tazminat davası açma süresi, diğer bir deyişle zamanaşımı süresi; iş kazasının meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıldır BK İş kazası neticesinde yaralanma maluliyet veya ölüm olması arasında genel zamanaşımı bakımından herhangi bir fark yoktur. Özellikle belirtmek gerekir ki, iş kazası nedeniyle bir ceza davası açılmışsa ve ceza davasının “dava zamanaşımı süresi” daha fazla ise, iş kazası nedeniyle tazminat davasında da ceza davası zamanaşımı süresi uygulanır. Örneğin, inşaat sektöründe çalışan iki işçinin ölümü halinde taksirle ölüme neden olma suçu nedeniyle ceza davası açılacaktır. Taksirle iki kişinin ölümüne neden olma halinde ceza davasının zamanaşımı süresi 15 yıldır. Ceza davasındaki 15 yıllık zamanaşımı süresi, iş kazası nedeniyle tazminat davasında da uygulanacaktır. Ancak, iki kişinin inşaattan düşerek yaralanması halinde, suç taksirle yaralama suçu olacağından ceza davası zamanaşımı süresi 8 yıl olacağından, bu durumda ceza davasının zamanaşımı süresi değil, 10 yıllık genel dava zamanaşımı süresi dikkate alınacaktır. Zamanaşımı süresi açısından dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta; iş kazası neticesinde maluliyet yaralanma vakıalarında maluliyet oranının kesin olarak tespit edilememesi durumunda zamanaşımı süresinin ne zaman işlemeye başlayacağıdır. Maluliyetin “gelişen bir durum” nedeniyle artması halinde, zamanaşımı süresi maluliyetin kesin olarak tespit edildiği son rapor tarihinden itibaren işlemeye başlar. Maddi ve Manevi Tazminat Davasında İstenebilecek Zararlar 1. Manevi Tazminat İş kazası maddi tazminat davasıyla birlikte, ayrıca manevi tazminat da istenebileceğini belirtmiştik. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir BK Kanunda, manevi tazminat miktarının teknik olarak hesaplanmasını sağlayan bir metot yoktur. Manevi tazminat miktarı, bazı kriterler değerlendirilerek somutlaştırılır. Manevi tazminat miktarını belirleyen kriterler şunlardır BK md. 47 Somut durumun özellikleri, Tarafların mali durumları, Tarafların olaydaki kusurlarının ağırlığı kusur oranları, Meydana gelen manevi zararın büyüklüğü Örneğin, ölüm, yaralanma veya sadece üzüntü duyulması, Olay tarihi itibariyle paranın satın alma gücü. Manevi tazminat olarak belirlenecek miktar, tazminat sorumlusunu fakirleştirmemeli, tazminat alacaklısını da zenginleştirmemelidir. 2. Bedensel Zarar Yaralanma Halinde Maddi Tazminat Geçici işgöremezlik nedeniyle oluşan kayıplar; kişinin olay nedeniyle kalıcı bir sakatlığı olmadığı halde geçici bir şekilde, iyileşinceye kadar “çalışamadığı süre” nedeniyle uğradığı maddi zarardır. Sürekli işgöremezlik nedeniyle oluşan kayıplar; kalıcı sakatlık nedeniyle çalışma gücü ve kazanç kayıplarıdır. Kalıcı sakatlık veya sürekli işgöremezlik, kişinin beden gücünde bir azalmayı ifade eder. Kişinin maluliyet oranı doktor raporuyla belirlenir ve maddi tazminat tespit edilen oran üzerinden hesaplanır. Tedavi giderleri ve tedavi boyunca yapılan her türlü masraflar. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan maddi kayıplar. 2. Ölüm Halinde Maddi Tazminat Ölüm halinde maddi tazminat davasının kapsamı Borçlar Kanunu belirlenmiştir. Kanuna göre, ölüm hâlinde uğranılan ve istenebilecek maddi zararlar özellikle şunlardır Cenaze giderleri. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar. Destekten yoksun kalma tazminatı, ölüm halinde ölenin anne, baba, eş ve çocuklarının isteyebileceği maddi tazminattır. İş Kazaları Tazminat Davalarında Yetkili Mahkeme İş kazalarına bakmakla yetkili iş mahkemeleri şu şekilde belirlenir 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu İş kazalarında genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Davalı birden fazla ise bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. İş kazasının veya zararın meydana geldiği yerin iş mahkemesi de iş kazalarından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davalarına bakmaya yetkilidir. İş kazası nedeniyle maluliyete uğrayan işçinin veya ölüm gerçekleşmişse ölen işçinin davacı yakınlarının yerleşim yeri iş mahkemesi de yetkilidir. İşçi ve işveren arasında yukarıdaki hükümlere aykırı yetki sözleşmeleri geçersizdir. İş Kazasının Tespiti Davası İş kazası, işveren tarafından mutlaka Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmelidir. İşveren veya işçinin bildirimi üzerine SGK müfettişler aracılığıyla inceleme yaparak meydana gelen olayın iş kazası olup olmadığını, olayın oluş şekli ve tarafların kusur durumunu düzenleyen bir inceleme raporu düzenler. İnceleme raporunda olayın iş kazası olarak nitelendirilmesi halinde hak sahibi iş mahkemesinde doğrudan maddi ve manevi tazminat davası açabilir. İş kazası, Sosyal Güvenlik Kurumuna SGK bildirilmesine rağmen meydana gelen olay SGK tarafından iş kazası olarak kabul edilmemişse hem SGK hem de işverenin davalı olarak gösterileceği bir “iş kazasının tespiti davası” açılmalıdır. İş kazasının tespiti ile ilgili ihtilaf Sosyal Güvenlik Kurumunun hak alanının doğrudan ilgilendirmekte olup tazminat davasında kurum taraf değildir. Bu nedenle, iş kazasının tespiti davası, tazminat davasından bağımsız bir dava şeklinde görülür. İş kazasının tespiti davası açma süresi, iş kazasının meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. İş kazası tazminat davası, ayrı bir dava şeklinde açılan iş kazasının tespiti davasının kesinleşmesini beklemelidir. İş kazasının tespiti davası, işçi lehine iş kazasının tespit edilmesiyle sonuçlanarak kesinleştikten sonra maluliyet halinde işçiye, ölüm halinde ölenin hak sahibi yakınlarına SGK tarafından düzenli bir gelir bağlar. Bağlanan gelirin belli bir kısmı, tazminat davasında talep edilen tazminat miktarından indirilir. İş kazası kuruma SGK bildirilmeden tazminat davası açılmışsa, iş mahkemesi tarafından davacıya iş kazası iddiasını Sosyal Güvenlik Kurumuna ihbar etmesi için süre verilmelidir. Olayın Kurumca iş kazası olarak kabul edilmemesi halinde bu kez Sosyal Güvenlik Kurumunun ve hak alanını etkileyeceğinden işverenin taraf gösterildiği “iş kazasının tespiti davası” açması için davacıya süre verilmelidir. Açılacak olan bu tespit davasının neticesi tazminat davasını gören mahkemece beklenerek sonucuna göre yargılama yapılmalıdır. İş Kazası Tazminat Davası Ne Kadar Sürer? Uygulamada cevabı en çok merak edilen soru iş kazası tazminat davasının ne kadar süreceğidir. İş kazasının ölümlü mü yoksa yaralanmalı mı olduğu davanın süresini etkileyen kriterlerden biridir. Çünkü yaralanmalı iş kazalarında işveren tarafından işçinin maluliyet oranına itiraz edilmekte, hatta maluliyet oranı ayrı bir dava konusu yapılarak açılan maluliyetin tespiti davası, tazminat davasında bekletici mesele yapılmaktadır. Bu nedenle yargılama süreci uzamaktadır. Yaralanmalı iş kazalarında açılan bir davanın sonuçlanması bazen 5-6 yılı bulmaktadır. Ölümlü iş kazası tazminat davası ise, yaklaşık 2-3 yılda neticelenmektedir. İş Kazası Tazminat Davası Yargıtay Kararları Tazminat Davasından Önce İş Kazasının Tespiti Davası Açılmalıdır Somut olayda; iş kazası olduğu iddia olunan tarihli olayın Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmediği anlaşılmaktadır. Kurumca sigortalının maluliyet oranının tespiti ve giderek kendisine iş kazası sigorta kolundan gelir bağlanabilmesi için öncelikle zararlandırıcı olayın iş kazası niteliğince olup olmadığının tespiti ön sorundur. İş kazasının tespiti ile ilgili ihtilaf Sosyal Güvenlik Kurumunun hak alanının doğrudan ilgilendirmekte olup tazminat davasında kurum taraf değildir. Bu açıklamadan olarak belirtilen husustaki eksiklik giderilmeden Mahkemece neticeye varılması doğru olmamıştır. Bunun yanında yargılama konusu trafik kazasında tüm kusur kendisinde bulunan dava dışı sürücü Metin G. davalı şirket çalışanıistihdamı olup yine kazaya konu aracın da davalı işverene ait bulunmasına göre davalı şirketin gerek istihdam eden olarak gerekse araç işleten olarak anılan kazada kusursuz sorumluluğunun bulunacağının mahkemece karar yerinde gözetilmemesi de ayrıca hatalı olmuştur. Yapılacak iş; öncelikle davacıya tarihli iş kazası iddiasını Sosyal Güvenlik Kurumuna ihbar etmesi için önel vermek, olayın Kurumca iş kazası olarak kabul edilmemesi halinde bu kez Sosyal Güvenlik Kurumunun ve hak alanını etkileyeceğinden işverenin hasım gösterildiği “iş kazasının ve maluliyet oranının tespiti” davası açması için davacıya önel vererek açılacak olan bu tespit davasının neticesini beklemek, olayın Kurumca iş kazası olduğunun kabul edilmesi halinde ise bu kez davacının anılan kaza nedeniyle oluşan maluliyet oranının tespiti için Kuruma müracaat etmesini sağlamak ve buradan çıkacak sonuca göre davalı şirketin gerek istihdam eden gerekse araç işleten olarak kusursuz sorumluluğunun bulunduğunu da gözeterek tüm delileri bir arada değerlendirip neticesine göre karar vermekten ibarettir Yargıtay 21. Hukuk Dairesi - Karar 2015/5902. İş Kazası Tazminat Davasından Önce İşçinin Maluliyetinin Tespiti 5510 sayılı Yasa’nın göre “Bu Kanun gereğince, yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, çalışma gücü kaybı, geçici iş göremezlik ödeneklerinin verilmesine ilişkin raporlar ile iş kazası ve meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücü veya çalışma gücü kaybına esas teşkil edecek sağlık kurulu raporlarının usul ve esaslarını, bu raporları vermeye yetkili sağlık hizmeti sunucularının sahip olması gereken kriterleri belirlemeye, usulüne uygun olmayan sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbi belgeleri düzenleyen sağlık hizmet sunucusuna iade edecek belirlenen bilgileri içerecek şekilde yeniden düzenlenmesini istemeye Kurum yetkilidir. Usulüne uygun sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbi belgeler ile gerekli diğer belgelerin incelenmesiyle; yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, vazife malullük derecesini, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu tespit edilen meslekte kazanma gücünün kaybına veya meslekte kazanma gücünün kaybı derecelerine ilişkin usulüne uygun düzenlenmiş sağlık kurulu raporları ve diğer belgelere istinaden Kurumca verilen karara ilgililerin itirazı halinde, durum Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır. Kural olarak Yüksek Sağlık Kurulunca verilen karar Sosyal Güvenlik Kurumunu bağlayıcı nitelikte ise de, diğer ilgililer yönünden bir bağlayıcılığı olmadığından Yüksek Sağlık Kurulu Kararına itiraz edilmesi halinde inceleme Adli Tıp Kurumu aracılığıyla yaptırılmalıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun günlü, 1976/6-4 sayılı Kararı da bu yöndedir. Somut olayda iş kazası olduğu iddia olunan olayın Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmediği ve dolayısı ile kurum içi prosedürler izlenerek maluliyet tespiti yapılmadığı anlaşılmış olup, bu eksiklikler tamamlanmadan verilen hüküm isabetli olmamıştır. Yapılacak iş, davacıya iş kazasını Sosyal Güvenlik Kurumuna ihbarda bulunmak, olayın Kurumca iş kazası olarak kabul edilmemesi halinde Sosyal Güvenlik Kurumuna ve hak alanını etkileyeceğinden işveren aleyhine “iş kazasının tespiti” davası açması için önel verilmesi, tespit davası, bu dava için bekletici sorun yapılarak çıkacak sonuca göre; olayın Kurumca iş kazası olduğunun kabul edilmesi halinde ise davacının, geçirdiği iş kazasına ilişkin tüm tıbbi evraklar temin edildikten sonra, SGK Maluliyet ve Sağlık Kurulları Daire Başkanlığına müracaatının sağlanması ve usulüne uygun şekilde sürekli iş göremezliğinin tespitine ilişkin rapor alınarak kesinleştirilmesi; itiraz halinde sırasıyla SGK Yüksek Sağlık Kurulu’ndan ve Adli Tıp 3. İhtisas Kurulundan rapor alınması; mevcut raporlar arasında çelişki oluşması halinde ise; raporlar arasındaki çelişkinin Adli Tıp Genel Kurulundan rapor alınmak suretiyle giderilmesinin ardından çıkacak sonuca göre bir karar verilmesinden ibarettir Yargıtay 21. Hukuk Dairesi - Karar 2015/1648. Ölümlü İş Kazası Nedeniyle Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Kimlere Verilir? Dava, sigortalının iş kazası sonucunda ölümü nedeniyle anne ve babasının maddi zararlarının giderilmesi istemine ilişkin maddi tazminat davasıdır. Destek kavramı hukuki bir ilişkiyi değil fiili bir durumu ifade eder. Ne hısımlığa ve ne de yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır. Öte yandan dava nitelikçe iş kazası sonucu ölen sigortalının yakınlarının Kurum tarafından karşılanmayan maddi zararının giderilmesi istemine ilişkindir Bu yönüyle davanın yasal dayanağı kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5510 sayılı Yasa’nın 34. maddesidir ve bu madde kapsamına göre sigortalının ana ve babasına iş kazası veya meslek hastalığı sonucu ölümü nedeniyle sigortalının eş ve çocuklarından artan pay bulunması halinde gelir bağlanır. Diğer koşullar da; diğer çocuklardan hak kazanılan aylıklar dışında gelir ve aylık almamaları ve asgari ücretin net tutarından az gelirlerinin bulunmasıdır. Ana ve babanın yaşları 65 ten büyükse eş ve çocuklardan artan hisse olup olmadığına bakılmaksızın aylık bağlanır. Somut olayda, davacı anne ile babanın 5434 sayılı Kanuna tabi emekli aylığı aldıkları, bu nedenle 5510 sayılı Yasanın 34. maddesi gereğince gelir tahsis edilemediği anlaşıldığından ölenin desteğinden yararlanmadıkları ve böylece maddi tazminata da hak kazanamayacakları kabul edilerek davacıların destekten yoksun kalma tazminatı istemlerinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir Yargıtay 21. Hukuk Dairesi - Karar 2016/15113. Ölümlü İş Kazası Nedeniyle Asıl İşveren/Alt İşveren İlişkisinde Sorumluluk Davacı, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, davacı eş yönünden TL maddi tazminat, TL manevi tazminat, davacı yönünden TL maddi tazminat, TL manevi tazminat, davacı çocuk yönünden TL maddi tazminat, TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiş, davalı B. yönünden ise davanın reddine karar verilmiştir. Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu “müteselsil sorumluluktur”. Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu’nun gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı sebebiyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu sebeple meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler. Öte yandan asıl işveren ile alt işveren arasında yapılan sözleşme ile iş kazası veya meslek hastalığına bağlı maddi ve manevi tazminat sorumluluğunun alt işverene ait olduğunun kararlaştırılması; bu sözleşmenin tarafı olmayan işçi veya mirasçıları da bağlamaz. Alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından sorumlu tutabilmek için bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır. a- İşyerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren bulunmalıdır. Sigortalı çalıştırmayan “işveren” sıfatını kazanamayacağı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır. b- Bir başka işveren, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine dair bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş almalı ve sigortalı çalıştırmalıdır. c- İşverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş sebebiyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Bu kişinin diğer bir takım işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar sebebiyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi bulunmamaktadır. d- İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte olmamalıdır, aksi halde iş alan kimse aracı değil, bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır. e- İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendisi sigortalı çalıştırmaksızın işi bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi ihale makamı Kanun’un tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır. f- Alt işverenin aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi yada yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İşyerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, alt işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun gün ve 1995/9-273-548 Sayılı kararı da aynı yöndedir. Somut olayda, davalı B’ye ait depolardan mağazalara yapılacak nakliye işleminin T. tarafından, nakliye sözleşmesine istinaden üstlenildiği, davacılar murisinin bu sözleşme kapsamında nakliye araçlarına yapılan yükleme ve boşaltma işinde çalışmak üzere işyerinde bulunduğu esnada, yükleme yapmak üzere depoya gelen … sevk ve idaresindeki plakalı araç altında kalarak vefat ettiği, yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında yapılan işin davalı B lehine ve ona ait işyerinde gerçeklemiş olması sebebiyle davalı B’nin asıl işveren sıfatıyla sorumlu olacağı dikkate alınmadan, hatalı değerlendirme ile bu davalı yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır Yargıtay 21. Hukuk Dairesi - Karar 2016/2469. İş Kazasında Manevi Tazminat Miktarı Nasıl Belirlenir? Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, kurumca kazanın iş kazası kabul edilmesi nedeniyle maddi tazminat talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, manevi tazminat talebinin ise kısmen kabulü ile TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Dosyadaki kayıt ve belgelerin incelenmesinden; SGK Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından olayın iş kazası olduğunun tespit edildiği, davacı sigortalının sürekli iş göremezlik oranının % 3 olduğu, hükme esas bilirkişi kusur raporunda olayın meydana gelmesinde, davalı işverenin % 75 davacının % 25 oranında kusurlu olduklarının, belirtildiği anlaşılmaktadır. Davacı yararına hükmedilen TL manevi tazminatın fazla olduğu ortadadır. O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır Yargıtay 21. Hukuk Dairesi - Karar 2015/20735. Dava tarihinde meydana gelen iş kazası sonucu bakıma muhtaç % 100 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece maddi tazminat isteminin kabulüne, manevi tazminat isteminin ise kısmen kabulüne karar verilmişse de manevi tazminatın takdirinde yanılgıya düşüldüğü, manevi tazminatın fazla takdir edildiği anlaşılmaktadır. Davacının iş kazası sonucu bakıma muhtaç %100 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı olayda davacının %20, davalı işverenin % 80 oranında kusurlu olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı davacının sürekli iş göremezlik oranı, işçinin yaşı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, hükmedilecek tutarın manevi tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği de söz götürmez. Bu ilkeler gözetildiğinde davacı yararına hüküm altına alınan manevi tazminatın fazla olduğu açıkça belli olmaktadır. Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmadan, manevi tazminatın takdirinde yanılgıya düşülerek ve özellikle manevi tazminatın fazla takdiri suretiyle yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir Yargıtay 21. Hukuk Dairesi - Karar 2015/19406. Dava, zararlandırıcı sigorta olayı sonucu sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, maddi tazminat isteminin kabulüne manevi tazminat isteminin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dosya kapsamından davacının iş kazası sonucu %32,20 oranında sürekli iş göremezliğinin bulunduğu ve davacı sigortalının %30, davalının %70 oranında kusurlu oldukları anlaşılmaktadır. Davacı yararına hükmedilen TL manevi tazminat azdır. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde manevi tazminata karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir Yargıtay 21. Hukuk Dairesi - Karar 2015/12864. Mahkemece, TL maddi tazminat, TL manevi tazminatın tarihinden işleyecek yasal faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen alınıp davacıya verilmesine, fazlaya dair talebin reddine karar verilmiştir. Dosya kapsamından davacının iş kazası sonucu % oranında sürekli iş göremezliğinin olduğu ve davacı sigortalının %20 müterafik kusurunun bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı yararına hükmedilen TL manevi tazminat fazladır Yargıtay 21. Hukuk Dairesi - Karar 2015/3011. Ölümlü İş Kazası Nedeniyle Manevi Tazminat Miktarı Ne Kadardır? Gerek mülga 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı TBK’nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin manevi zarar adı ile ölenin yakınlarına verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin Duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir. Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır HGK 13/291-370. Bu ilkeler gözetildiğinde, davacılar yararına hükmedilen TL manevi tazminatlar ayrı ayrı azdır Yargıtay 21. Hukuk Dairesi - Karar 2017/576. İş Kazalarında Holding Yargılamaya konu ihtilafın sağlıklı biçimde çözülmesi için asıl işveren-alt işveren kavramlarıyla, somut uyuşmazlık için önem arzettiğinden, holding ve şirket topluluklarının işveren niteliği konularının açıklanmasında fayda vardır. 4857 sayılı Kanun’un göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir. İş Kanunu’nun göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. 4857 sayılı Kanun’un 2/ ile işçilerin İş Kanunu’ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 4857 sayılı Kanun’dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kurtulmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu. Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu “müteselsil sorumluluktur”. Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu’nun 2. maddesinin 6. fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler. Öte yandan asıl işveren ile alt işveren arasında yapılan sözleşme ile iş kazası veya meslek hastalığına bağlı maddi ve manevi tazminat sorumluluğunun alt işverene ait olduğunun kararlaştırılması; bu sözleşmenin tarafı olmayan işçi veya mirasçıları bağlamaz. Birlikte istihdam grup şirketlerinde ortaya çıkan bir çalışma biçimidir ve bu çalışma biçiminde işçilerin bir kısmı aynı anda birden fazla işverene ve birlikte hizmet vermektedirler. Daha çok yönetim organizasyonu kapsamında birbiriyle bağlantılı olan bu şirketler aynı binalarda hizmet verebilmekte ve bir kısım işçiler işgörme edimini işverenlerin tamamına karşı yerine getirmektedir. Tüm şirketlerin idare müdürlüğünün aynı şahıs tarafından yapılması, şirketlerin birlikte kullandığı işyerinde verilen muhasebe, güvenlik, ulaşım, temizlik, kafeterya ve yemek hizmetlerinin yine tüm işverenlere karşı verilmiş olması buna örnek olarak gösterilebilir. Bu gibi bir ilişkide, işçi ve işverenler arasında tek bir iş ilişkisi vardır. Ancak bu ilişki başlangıçta bu şekilde kurulmuştur. İş sözleşmesine katılmada ise, başlangıçta tek bir işverenle kurulan iş ilişkisine zamanla diğer bir iş veren katılmakta ve işçi iş görme edimini bu katılan şirkete karşı da yerine getirmektedir. İşçinin ilk işvereni ile bağlantısı kopmamakta, iş sözleşmesinin devri değil, işveren tarafında bir çoğalma söz konusu olmaktadır. Bu durumda da tek bir iş ilişkisi vardır. Sözleşmesinin Devrinde Bazı Fakultesi Sayı, Holding ve şirket guruplarının bünyesinde her biri bağımsız tüzel kişiliğe ve hukuki varlığa sahip şirketler yer alır, her ne kadar bir holding orada çalışanların aidiyet duygusu bakımından ve personel organizasyonunda, insan kaynaklarında ortaya çıkan ilkeler ve uygulamalar açısından bir bütünlük arz etse de, bu holdinge veya şirket gruplarına topluluklarına bağlı her şirket hukuki yapıları bakımından ayrı ayrı birer işveren niteliğini taşır. Dolayısıyla holdinge bağlı şirketlerde çalışan işçilerin işvereni hukuken holding veya şirket topluluğu değil iş akdinin tarafı olan şirkettir. Buna göre, aynı guruba ya da holdinge bağlı farklı tüzel kişiliği haiz şirketlerin iş kazaları veya meslek hastalıklarından kaynaklanan hukuki sorumlulukları, bünyesinde bulundukları holding ya da gruptan bağımsızdır. Yani holding yada guruptaki diğer şirketler, kazalı işçinin işvereni olan şirketin iş kazaları veya meslek hastalıklarından kaynaklanan hukuki sorumluluklarından ötürü kural olarak sorumlu tutulamazlar. Ancak şirketler arasında organik bağın bulunduğu durumlarda birlikte istihdamın mevcudiyeti veya işçinin işveren şirketten alacağının tahsilini olanaksız hale getiren muvazaalı işlemlerin varlığı durumunda işveren şirketle birlikte diğer şirketler de sorumlu tutulabilir.Süzek, Sarper. İş Hukuku. Yenilenmiş 12. Bası. İstanbul. s158 Yargıtay 21. HD - Karar 2019/4927. İş Kazası Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat Davası ve Maluliyetin Artması Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; iş kazasının tarihinde meydana geldiği, davacı sigortalının ilk tespit edilen maluliyet oranının %0 olduğu, Zonguldak 3. İş Mahkemesine ait 2013/572 Esas sayılı ve Zonguldak 2. İş Mahkemesine ait 2014/441 Esas sayılı dava dosyalarında tarihli iş kazasına bağlı %0 maluliyete ilişkin maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunulduğu, her iki dosyada da mahkemelerce hüküm altına alınan maddi ve manevi tazminatların davalıdan tahsiline karar verildiği ve anılan kararların miktar itibariyle kesin nitelikte oldukları, kurumun tarihli kararında davacının maluliyetinin artma kaydıyla %3,30 olarak tespit edildiği anlaşılmaktadır. Dava şartları, mahkemenin davanın esası hakkında yargılamada bulunabilmesi için gerekli olan şartlardır. Kesin hüküm bulunmaması da bir dava şartıdır. Dava konusu uyuşmazlık hakkında kesin hüküm bulunuyorsa, aynı konuda, aynı taraflar arasında ve aynı dava sebebine dayanılarak yeni bir dava açılamaz. Açılırsa, kesin hükümden dolayı reddedilir. Somut olayda, Zonguldak 3. İş Mahkemesine ait 2013/572 Esas sayılı ve Zonguldak 2. İş Mahkemesine ait 2014/441 Esas sayılı sayılı dava dosyalarında davacının maluliyet oranı tartışılarak kesinleşmiştir, maluliyet oranında artma kabul edilemez. Bu nedenle fark maluliyet nedeniyle açılan eldeki davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır Yargıtay 21. Hukuk Dairesi - Karar 2017/952. İş Kazası Maluliyeti Nedeniyle Tazminat Davasında Zamanaşımı Dava, davacının iş kazasına dayanan maluliyeti nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda tarihli iş kazası nedeniyle TL maddi tazminat ile TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Dava konusunun iş kazasından kaynaklanan zararların tazminine ilişkin olduğunun kabulü sonrasında işbu davada uyuşmazlık konusu olan öncelikli husus, bu tür davalarda, gerek 818 sayılı gerekse 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesinde belirtilen 10 yıllık zaman aşımı süresinin dolup dolmadığı noktasında toplanmaktadır. Somut olayda, davacının tarihinde geçirdiği iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminatın 10 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra tarihinde açılan, temyiz incelemesine konu, eldeki bu dava ile talep edildiği ve davalı yanca süresinde zamanaşımı def’i’nde bulunduğu anlaşıldığından, mahkemece zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde maddi ve manevi tazminat isteminin kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir Yargıtay 21. Hukuk Dairesi - Karar 2017/713. İş kazası Tazminat Davasına Ceza Mahkemesi Kararının Etkisi Dava, iş kazası nedeni ile uğranılan maddi ve manevi zararın giderilmesi istemine ilişkindir. İş mahkemesi tarafından istem reddedilmiş; karar, davacılar tarafından temyiz edilmiştir. İş Mahkemesi’nin hükme esas alınan tarihli bilirkişi raporunda ise, davalının olayda kusurunun bulunmadığı, ölenin ve davalının ortağı olduğu şirketin ayrı ayrı % 50 kusurlu olduklarının belirtildiği anlaşılmaktadır. Gerek dava dosyası kapsamından gerekse ceza dosyası kapsamından, davalının ceza mahkemesince alınan bilirkişi raporu doğrultusunda tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu yangına sebebiyet vererek ölüme neden olma suçundan ertelemeli adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve bu kararın onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır. Borçlar Kanununun göre TBK. hukuk hakimi kusurun olup olmadığına karar vermek için ceza hukukunun sorumluluğa dair hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, kusurun takdiri ve zarar miktarının belirlenmesi konusunda da ceza mahkemesi kararı ile bağlı değildir. Ancak Ceza Mahkemesi’nin mahkumiyet kararındaki, fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağını saptayan maddi olaya dair kabul, hukuk hakimini de bağlar. Şu halde, iş yerinde meydana gelen ölüm olayında ceza mahkemesinde belirlenen maddi olgulardan anlaşılacağı üzere, davalının da kusurlu olduğu sabittir. Ceza mahkemesince belirlenen maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir Yargıtay 4. Hukuk Dairesi - Karar 2017/154. İş Kazası Tazminat Davası ile Yaralanan İşçinin Yakınları Tazminat İsteyebilir mi? Dava, sigortalının iş kazasından sürekli iş göremezliği nedeniyle kendisinin ve yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden; davacı sigortalının davalıya ait inşaatta kalıpçı ustası olarak kolon kalıbına beton çivisi çakarken, çivi başının sağ gözüne girmesi sonucu görme kaybı oluşacak şekilde yaralandığı ve sürekli iş göremezlik oranının % 42 olduğunun belirtildiği anlaşılmaktadır. Zararlandırıcı olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 Sayılı Borçlar Kanununun 47. maddesine göre manevi tazminat isteme hakkı doğrudan doğruya cismani zarara maruz kalan kişiye aittir. Yansıma yoluyla aynı eylem nedeniyle üzüntü duyanlar manevi tazminat isteyemezler. Hal böyle olunca doğrudan doğruya cismani zarara maruz kalan yalnızca maddi sağlık bütünlüğü ihlal edilen kişi midir? Zarar kavramına 46 ve 47 ruhsal bütünlüğün ihlali, sinir bozukluğu veya hastalığı gibi hallerin girdiği bu maddelerde sadece maddi sağlık bütünlüğünün değil, ruhsal ve sinirsel bütünlüğünde korunduğu doktrinde ve Yargıtay kararlarında kabul edilmektedir. Öyleyse, bir kişinin cismani zarara uğraması sonucunda, onun ana, baba, karı, koca ve çocuklar gibi çok yakınlarından birinin de aynı eylem nedeniyle ruhsal ve sinirsel sağlık bütünlüğünün ağır şekilde bozulmuşsa, onların da manevi tazminat isteyebilecekleri kabul edilmelidir. Nitekim, kaza sonucu ağır yaralanan ve 2 kez ameliyata rağmen iyileşmeyen çocuklarının durumu sebebiyle ruhsal bütünlüğü bozulan anne ve babanın gün ve 1995/11-122, 1995/430 ve haksız eylem sonucu ağır yaralanan ve iktidarsız kalan kocanın karısının manevi tazminat isteyebileceklerine gün ve 1987/9-183 1987/655 ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararları aynı esaslara dayanmaktadır. Karar tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun ile bu konu yeniden düzenlenmiş olunup özetle “ağır bedensel zarar yada ölüm halinde zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar para ödenmesine karar verilebileceği”hükmünü getirilmiştir. Bu yeni düzenlenme ile 818 sayılı Borçlar Kanununun yürürlülük zamanında içtihatlarla düzenlenen husus yasa koyucu tarafından açıklığa kavuşturulmuş ve yaralanan sigortalının yakınlarının manevi tazminat davası bakımından hak sahipliği durumunun ön şartı olarak “ağır bedensel” zarar koşulunu getirmiştir. Somut olaya gelince; zararlandırıcı olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu ile karar tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, yukarıda açıklanan ilkeler ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararları ışığında, iş kazası nedeniyle sağlık bütünlüğü bozulan sigortalının eşinin ve çocuklarının manevi tazminat talep etme haklarının bulunduğu, ayrıca olayın özelliğine, yaralanmanın niteliğine, meslekte kazanma gücündeki kayıp oranına ve özellikle sigortalının yaralanmasının ağır bedensel zarar oluşturmasına göre davacı eş ve çocuklar yararına uygun bir miktar manevi tazminata karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır Yargıtay 21. Hukuk Dairesi - Karar 2015/9937. Yaralanmalı İş Kazası Maluliyet Oranına Dair Bilirkişi Raporları Arasında Çelişki Dosya kapsamından; tarihli zararlandırıcı olayın iş kazası olduğu, bu kaza nedeniyle davacı sigortalının maluliyet oranının Kurumca %10,30 olarak tespit edilip bu oran üzerinden kendisine iş kazası sigorta kolundan sürekli işgöremezlik geliri bağlandığı, Araştırma Hastanesi’nini tarihli raporunda ise maluliyet oranının %16 olarak belirlendiği ve hesap bilirkişi tarafından maluliyet oranı Kurum kabulü aksine %16 olarak kabul edilerek tazminat hesaplaması yapıldığı, mahkemece davacının sürekli iş göremezlik oranına ilişkin bu raporlar arasındaki çelişki giderilmeden eksik incelemeyle karar verildiği anlaşılmıştır. Oysa ki davacı yararına hükmedilecek tazminatları doğrudan etkilemesi nedeniyle işçide oluşan sürekli iş göremezlik oranının 5510 sayılı Yasa’daki düzenlemeye uygun olarak hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeksizin saptanması gerekmekte olup maluliyet oranlarına dair mevcut çelişki giderilmeden karar verilmesi doğru değildir. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Yapılacak iş, öncelikle sigortalının sürekli iş göremezlik oranına ilişkin Kurum işlemi getirilmeli ve maluliyet oranları arasındaki çelişki giderilmeli; davacının Kurumca belirlenen maluliyet oranına itirazının bulunması halinde, maluliyet oranının tespiti için dava açması için süre verilmeli, maluliyet oranlarındaki çelişki giderildikten sonra sonucuna göre karar verilmelidir Yargıtay 21. Hukuk Dairesi - Karar 2016/14867 İş Kazası Rücuen Tazminat Davasında Asıl İşveren/Alt İşveren Taşeron Sorumluluğu 506 Sayılı Kanun’un 87. maddesi hükmüne göre; aracı, bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişi olarak tanımlanmış, sigortalıların üçüncü bir kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bununla sözleşme yapmış olsalar bile, bu kanunun işverene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işverenin de sorumlu olacağı belirtilmiştir. Maddede “aracı” olarak nitelenen üçüncü kişi, gerek mevzuatta, gerekse öğreti ve yargı kararlarında; alt işveren, tali işveren, taşeron, alt müteahhit, alt ısmarlanan gibi adlarla anılmaktadır. 506 Sayılı Kanun yönünden uygulama olanağı bulunmamasına karşın belirtilmelidir ki; 4857 Sayılı İş Kanununun 2. maddesinde asıl işveren - alt işveren ilişkisi, bir işverenden, iş yerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine dair yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu iş yerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişki olarak tanımlanmış, 5510 Sayılı Kanunda, asıl işveren, bir işverenden, iş yerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine dair bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği sigortalıları çalıştıran üçüncü kişi olarak tarif edilmiştir. Aracı kavramı, her şeyden önce, asıl işverenin varlığını, bir başka işverenin asıl işverene ait işin bir bölümünü yapmayı üstlenmesini ve asıl işverene ait iş yerinde veya iş yerinin bir bölümünde iş alanın kendi adına sigortalı çalıştırmasını gerektirir. Asıl işverenle aracı arasındaki ilişki taşıma, eser ve benzeri sözleşmelere dayanabilir ise de, hiç bir şekilde hizmet akdi unsurları bulunmamalıdır. Burada önemli olan yön, asıl işverene ait işin bir bölümünün aracı tarafından görülmesidir. Aracı kavramının belirleyici özelliği, asıl işverene ait işten bir bölüm iş alınması ve bu işte kendi adına sigortalı çalıştırılmasıdır. Asıl işveren; 506 Sayılı Kanun’un 4. maddesi hükmüne göre, sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişi olup,asıl - alt işveren ilişkisi için, iş yerinde asıl iş sahibinin de işçi çalıştırıyor olması gerekir. İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir iş yeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte ise, işi alan kimse aracı değil, bağımsız işverendir. İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, madde anlamında bir alt işverenlik, dolayısıyla dayanışmalı sorumluluk söz konusu olmayacaktır. Benzer şekilde, işveren kendisi sigortalı çalıştırmaksızın işi bölerek, ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi ihale makamı, asıl işveren olmayacağından, alt - asıl işveren ilişkisi de bulunmayacaktır. Burada önemli olan yön “devir” olgusudur. Devirden amaçlanan, yapılmakta olan işin, bölüm ve eklentilerinden tamamen bağımsız bir sonuç elde etmeye yönelik, işi alana bağımsız bir işveren kimliği kazandıracak bir işin devridir. Diğer iş yerlerinde sigortalı çalıştırması sebebiyle “işveren” sıfatına sahip olan kişi, devredilen iş dolayısıyla işverenlik sıfatına sahip olmadığı için asıl işveren olarak sorumlu tutulamayacaktır. Aynı şekilde, işi alan kişinin de işverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş sebebiyle sigortalı çalıştırması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Alınan işte sigortalı çalıştırmayıp, tek başına işi yürüten kişi alt işveren olarak nitelendirilemeyecektir. Bu kimsenin, diğer bir takım iş yerlerinde çalıştırdığı sigortalılar sebebiyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi ise, bulunmamaktadır. Öte yandan, alınan iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi veya yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Diğer bir anlatımla, bir işverene ait iş yerindeki üretim sürecine, başka bir işverenin dahil olması durumunda “aracıdan” söz edilebilecektir. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi durumunda aracıdan söz etme olanağı kalmayacak ve ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. 506 Sayılı Kanun’un 87. maddesi hükmüne göre aracı, bir işte veya bir işin bölüm veya eklentisinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişidir Yargıtay 10. Hukuk Dairesi - Karar 2016/14224. İş Kazası Tazminat Davasında İşçinin Gerçek Ücretinin Belirlenmesi Dava, sigortalının iş kazası sonucu sürekli iş göremezliği nedeniyle maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, TL maddi ve TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Dosyadaki kayıt ve belgelerin incelenmesinden; zararlandırıcı olayın SGK Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından iş kazası olduğunun tespit edildiği, davacı sigortalının sürekli iş göremezlik derecesinin % olduğu, hükme esas bilirkişi kusur raporunda olayın meydana gelmesinde davacı sigortalının %30 oranında ortak kusuru bulunduğunun belirtildiği, bilirkişi hesap raporunda maddi tazminatın kesinleşen işçilik alacağı davasında hesaplamaya esas alınan aylık TL ücret üzerinden hesaplandığı anlaşılmaktadır. Kusurun aidiyet ve oranı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık maddi zararın belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. Zararlandırıcı sigorta olayına maruz kalan sigortalının veya hak sahiplerinin maddi zararının hesabında, gerçek ücretin esas alınması koşuldur. Gerçek ücretin ise sigortalının imzası bulunan iş yeri kayıtlarından saptanacağı,iş yeri kayıtlarının bulunmaması veya gerçek durumu yansıtmadığının anlaşılması halinde ise işçinin yaşı, kıdemi, mesleki durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret gözönünde tutularak belirlenmesi gerektiği, Dairemizin giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir. Yapılacak iş; davacı sigortalının yaşı ve kıdemi dikkate alındığında bordrolar ve sigortalı kayıtlarında belirtilen asgari ücret ile çalışmasının hayatın olagan akışına aykırı olacağı gözetilerek, yaptığı iş, yaşı, kıdemi belirtilmek suretiyle ilgili meslek odalarından ve gerektiğinde Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nden olay tarihinde alabileceği emsal günlük net ücretleri sormak, buradan gelen neticelere göre ücretin tespit edilerek davacının maddi zararını yeniden hesaplatmak ve çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir Yargıtay 21. Hukuk Dairesi - Karar 2015/9932. Kalp Krizi İş Kazası mıdır? İş Kazası Tazminat Davası Açılabilir mi? Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; işyerinde çalışma sırasında meydana gelen kalp krizi sonucu ölümün iş kazası olarak kabulünün olanaklı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Çekişmenin çözümlenmesi için, öncelikle, hangi olayın iş kazası olduğunun saptanmasında başvurulacak yasal dayanakların ve uygulanacak ilkelerin ortaya konulmasında yarar vardır. Hemen ifade edilmelidir ki, “iş kazası” yasada tanımlanmamış; ancak bir kazanın hangi “hal ve durumlarda” iş kazası sayılacağı “yer ve zaman” koşullarıyla sınırlanarak belirtilmiştir. Konuya ilişkin yasal düzenleme, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun “İş Kazası ve Meslek Hastalığının Tarifi” başlıklı 11. maddesinde yer almakta ve bu maddenin iş kazasına ilişkin A fıkrasında aynen; “A İş kazası aşağıdaki hal ve durumlardan birinde meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan olaydır. a Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, b İşveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla, c Sigortalının, işveren tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, d Emzikli kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda, e Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında…..” denilmektedir. Açıklanan bu madde hükmüne göre, iş kazası; maddede sayılı olarak belirtilmiş hal ve durumlardan herhangi birinde meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan olaydır. Gerek uygulama ve gerek öğretide açıkça kabul edildiği ve madde metninden de anlaşıldığı üzere bu maddede sayılan haller örnekleme niteliğinde değil, sınırlayıcı niteliktedir. Bu hallerden birine girmeyen sigorta olayı iş kazası sayılamaz. Sayılan bu hallerin birlikte gerçekleşme koşulu bulunmayıp, herhangi birinin gerçekleşmiş olması gerekli ve yeterlidir. Eş söyleyişle, iş kazası hukuksal nitelikte bir olay olup, bu olayın yukarıda açıklanan yasa maddesinde sınırlandırılan ve belirtilen hallerden herhangi birinin oluşmasıyla ortaya çıkması gerekir. Yeri gelmişken, iş kazasının unsurları üzerinde de kısaca durulmalıdır. Bunlar şöyle sıralanabilir Kazaya uğrayan 506 sayılı Kanun anlamında sigortalı sayılmalı; bu sigortalı bir kazaya uğramalı ve uğranılan kaza 506 sayılı Kanunun yukarıda ayrıntısı açıklanan 11. maddesinin A fıkrasında sayılan hal ve durumlardan birinde meydana gelmeli; sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan bir olay biçiminde gerçekleşmeli; bu olay ile sigortalının uğradığı zarar arasında uygun illiyet nedensellik bağı bulunmalıdır. Hemen ifade etmek gerekir ki, yasanın iş kazasını sigortalıyı zarara uğratan olay biçiminde nitelendirmiş olması illiyet nedensellik bağını iş kazasının bir unsuru olarak ele almayı gerektirmiştir. Ne var ki, burada aranan “uygun illiyet nedensellik bağı” olup, bu da yasanın aradığı hal ve durumlardan herhangi birinde gerçekleşme olgusu ile sonucun birbiriyle örtüşmesi olarak anlaşılmalı, yasada olmadığı halde, herhangi başkaca kısıtlayıcı bir koşulun varlığı aranmamalıdır. Kısacası; anılan yasal düzenleme, sosyal güvenlik hukuku ilkeleri içinde değerlendirilmeli; maddede yer alan herhangi bir hale uygunluk varsa zararlandırıcı sigorta olayının kaynağının işçi olup olmaması ya da ortaya çıkmasındaki diğer etkenlerin değerlendirilmesinde dar bir yoruma gidilmemelidir. Somut olayda da; ölen sigortalı işçi, bir başka işçi ile birlikte işyeri kapsamındaki işçi lokalinin tesisatını gözden geçirme ve tamir için görevlendirilmiş; burada verilen işi yapmakta iken diğer işçinin malzeme alımı için ayrıldığı bir sırada bayılarak yere düşmüş ve ambulansla hastaneye götürülürken yolda hayatını kaybetmiştir. İşverence iş kazası bildirimi yapılmamış, hastanece doldurulan istatistik formunda sigortalının ölüm nedeni miyokard enfarktüs olarak gösterilmiştir. Davalı Kurum da, ölenin hak sahiplerinin iş kazasına yönelik istemlerini reddetmiştir. Ne var ki, bir olayın kurum ya da işveren açısından iş kazası olarak kabul edilmemiş olması, harici etkenlerle veya aniden ortaya çıkıp çıkmaması, yasanın açık hükmü karşısında olayın iş kazası sayılmamasını gerektirmeyecektir. Zira; yasada açıkça ifade edildiği üzere, zararlandırıcı sigorta olayının, yasada sayılan hal ve durumlardan herhangi birisinde gerçeklemiş olması, gerekli ve yeterlidir. Daha açık ifadeyle; sigortalının, işyerinde çalışmakta iken kalp krizi geçirerek ölümü, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 11. maddesinin A fıkrasının a bendinde gösterilen “Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelme” haline uygun bir olay olduğu gibi, aynı maddenin b bendinde yer alan “işveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla meydana gelme” haline de uygun olup; iş kazası sayılması gerekir. Maddede, başkaca bir şart ya da kısıtlamaya yer verilmemiş olduğundan, yasada olmayan bir kısıtlamanın yorum yoluyla getirilmesine de olanak yoktur Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Karar 2004/527. İş Kazasında Kaçınılmazlık Unsuru Kaçınılmazlık beklenmedik durum, fevkalade hâl, kaza, kötü tesadüf, umulmayan hâl sorumlu kişinin irade ve davranışından bağımsız olarak herkese ödev yükleyen genel bir davranış kuralının veya sözleşmeden doğan bir borcun kaçınılmaz surette ihlali sonucunu doğuran olaydır Eren, F. Sorumluluk Hukuku Açısından Uygun İlliyet Bağı Teorisi, Ankara 1975, Tandoğan, H. Türk Mesuliyet Hukuku, İstanbul 2010, s. 461. Kaçınılmazlıktan bahsedilebilmesi için öncelikle irade dışı olarak nitelendirilebilecek bir olayın meydana gelmesi gerekmektedir. Yağmur, fırtına, sel, buzlanma gibi olaylar, hastalık gibi psiko-fizyolojik olaylar kaçınılmaz bir olay olarak kabul edilebilir Eren, Tandoğan, Güneren, A. İş Kazası ve Meslek Hastalığından Kaynaklanan Maddi ve Manevi Tazminat Davaları, Ankara 2018, Diğer taraftan kaçınılmaz hâl teşkil eden olay nedeniyle bir davranış kuralı veya borç ihlal edilmeli, diğer bir söyleyişle ifa edilememesine neden olmuş olmalıdır. Ayrıca kaçınılmazlıktan bahsedilebilmesi için beklenmeyen hâl teşkil eden olay ile borcun ihlali arasında uygun illiyet bağı da bulunmalıdır Eren, Tandoğan, Güneren, Kaçınılmazlığın son ve en önemli unsuru ise genel davranış normunun veya sözleşmeden doğan borcun ihlalinin önlenemez kaçınılamaz olmasıdır. Önlenemezlik, alınabilecek tüm tedbirlerin alınmış olmasına karşılık davranış kuralının veya sözleşmeden doğan bir borcun ihlal edilmiş olduğunu ifade etmektedir. Olay önlenemez olmasına karşılık bir davranış kuralına veya sözleşmeden doğan borca aykırılık önlenebiliyorsa kaçınılmazlıktan söz edilemeyeceği kuşkusuzdur. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler önlenemez olaylara karşın genel davranış normunun veya sözleşmeden doğan borcu önleme olanağı sağlamaktadır İyimaya, Ahmet Sorumluluk ve Tazminat Hukuku Sorunlar, Ankara 1990, s. 175; Güneren Örneğin; bir inşaat işçisinin üzerinde çalışacağı tabiyeyi hazırlamak için duvara beton çivisi çakarken çivinin başının kırılıp gözüne kaçması olayında çivinin kırılması irade dışı ve önlenemez bir olay olmakla birlikte kırılan bu çivinin işçinin gözüne kaçması önlenemez bir olay değildir. Zira çalışma esnasında gözlük kullanılarak bu neticenin önüne geçilebilir. O hâlde böylesi bir durumda olayın önlenemez olduğu gerekçesiyle kaçınılmazlıktan bahsetme imkanı yoktur. İş kazası sonucu açılan tazminat davalarında da kaçınılmazlık, işverenin sorumluluğunu etkileyen ve tazminatın belirlenmesinde göz önünde bulundurulan bir neden olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle olayda kaçınılmazlığın etkisinin var olup olmadığı titizlikle araştırılmalıdır. Kaçınılmazlığın etkisinin tespitine yönelik olarak yapılan araştırma neticesinde iki olasılık ortaya çıkmaktadır. Bu durumda ya kaçınılmazlık tamamen iş kazasının oluşumunda etkili olacak diğer bir ifadeyle iş kazası % 100 kaçınılmazlık nedeniyle meydana gelecek ya da kaçınılmazlık iş kazasının meydana gelmesinde kısmen etkili olacaktır. Kaçınılmazlık 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 51. vd. maddelerinde tazminatın kapsamı belirlenirken durumun gereğini, yani olayın özelliklerini göz önüne almakla yükümlü tuttuğundan, bazı hallerde zararın ortak ve kısmi sebebini oluşturan beklenmedik olaylar tazminattan indirim sebebi olabilir. Hakim kaçınılmaz olayları indirim sebebi olarak kabul etmelidir Eren, F. Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21. Baskı, Ankara 2017, Olay tamamen kaçınılmazlıktan kaynaklanmış ise normal şartlarda kusur oranları ile belirlenen işverenin sorumluluğunun sınırını belirleyebilmek mümkün değildir. Bu tür olaylarda kaza tümüyle kaçınılmaz etkenlerin ürünüdür. O nedenle normal şartlarda kusur oranları ile belirlenen işveren sorumluluğunun sınırını belirleyebilmek mümkün değildir Akın, Matematiksel değerlerin ortadan kalktığı böyle bir halde tazminat miktarının belirlenmesinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 51. maddesi mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu 43. madde karşımıza çıkmaktadır Akın, L. İş Kazasından Doğan Maddi Tazminat, Ankara, 2001, Gerçekten de iş kazasının tamamen kaçınılmazlıktan kaynaklandığı durumlarda kaçınılmazlığın yükünü taraflardan sadece birisine yüklemek, adalet duygusunu zedeler. Kaçınılmazlık, her iki taraf açısından da önlenemez bir olay olduğuna göre, beklenmeyen olayın neden olduğu olumsuz sonuçlara her iki tarafta katlanmalıdır Erlüle, F. Bedensel Bütünlüğün İhlalinde Manevi Tazminat, 2. Baskı, Ankara 2015, s. 400 vd.. Bu gibi durumlarda kaçınılmazlığın etki ettiği zarar, hakkaniyetin gerektirdiği ölçüde taraflara yüklenir Akın, Olayın kaçınılmazlıktan kaynaklanması hâlinde sorumluluğun işçi ve işveren arasında % 50’şer oranında paylaştırılması uygun gibi görünebilirse de, işçinin işverene karşı daha güçsüz oluşu, nimet - külfet dengesi, işçiyi koruma ve sosyal devlet ilkesi gibi nedenler karşısında işverene daha fazla sorumluluk verilmesi hakkaniyet gereğidir. Sonuç itibariyle iş kazasının meydana gelmesinde tamamen kaçınılmazlığın etkili olduğu durumlarda, hakim tarafından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 51. maddesi çerçevesinde tazminat belirlenirken hakkaniyet ilkeleri gözetilerek işverenin % 60, işçinin ise % 40 kusurlu olduğunun kabulü adil bir çözüm olacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 07/03/2019 gün ve 2015/21-983 - 2019/252 Esas ve Karar sayılı ilamı bu yöndedir. Bu açıklamalardan sonra somut olayda, iş kazasının % 60 kaçınılmazlık faktöründen kaynaklanmasına göre, davalı işverenlerin bu zararlandırıcı hadisenin meydana gelmesinde % 40 kusurunun bulunduğu gözetilerek yapılan bilirkişi hesap raporuna istinaden kurulan hüküm usul ve yasaya aykırıdır. Yapılacak iş, davaya konu iş kazasının meydana gelmesinde % 60 kaçınılmazlık faktörünün % 60’lık oranından da davalı işverenlerin kusurlu olduğunun kabulü ile hak sahiplerinin maddi zararının belirlenmesi noktasında hesaplamanın yapıldığı yeni bir rapor almak ve fakat 15/03/2016 tarihli kök ve ek hesap raporundaki doneler dikkate alınarak, işlemiş dönem ileri çekilmeksizin ve taraflar lehine oluşan usulü kazanılmış haklara riayet edilerek rapor neticesine göre bir karar vermekten ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi - Karar 2020/975. İş Kazasında Kusur Raporunun Usulüne Uygun Olması Gerekir Dava, iş kazası nedeniyle vefat eden sigortalının yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden, müteveffa sigortalının bulunduğu gurubun, önden direk diken diğer işçi grubunun diktiği direklerin dibine harç dökme işini yaptığı, sigortalı direğin yerinden oynamaması için yerden taş almak için uzandığında elinin akrep tarafından sokulduğu, sonrasında hastaneye kaldırıldığı ve yaklaşık bir hafta sonra vefat ettiği, hükme esas alınan bilirkişi kusur raporunda olayın iş kazası olmakla birlikte bu iş kazasının beklenmeyen, kesitirilmesi ya da öngörülmesi mümkün olmayan kötü bir tesadüf sonucu gerçekleştiği, yaşanılan olayın akrebin içgüdüsel olarak kendini savunmak maksadıyla işin doğasından kaynaklandığı, bu nedenlerle davacılar muırisine veya davalı işverenlere herhangi bir kusurun atfedilmesinin mümkün olmadığı yönünde görüş bildirildiği anlaşılmaktadır. Kusur raporlarının, 5510 sayılı Kanun’un 21. maddesi, iş kazası tarihinde yürürlükte bulunan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununa uygun olarak düzenlenmesi gerekir. Anılan Kanunlarda; İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler. İşverenler, işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, Yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar, denilmekte, böylece, işçiyi gözetim ödevi ve insan yaşamının üstün değer olarak korunması gereğinden hareketle; salt mevzuatta öngörülen önlemlerle yetinilmeyip, bilimsel ve teknolojik gelişimin ulaştığı aşama uyarınca alınması gereken önlemlerin de işveren tarafından alınmasını zorunlu kılmaktadır; 6331 sayılı Kanunun “Risklerden korunma ilkeleri” başlıklı 5. maddesinde, İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde; “aRisklerden kaçınmak. bKaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek. cRisklerle kaynağında mücadele etmek. ç İşin kişilere uygun hale getirilmesi için işyerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek. dTeknik gelişmelere uyum sağlamak. eTehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek. fTeknoloji, iş organizasyonu, çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek. gToplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik vermek. ğÇalışanlara uygun talimatlar vermek.” ilkelerinin göz önünde bulundurulması gerektiği belirtilirken, Anılan Kanunun “Çalışanların yükümlülükleri” başlıklı 19. maddesinde, “Çalışanların, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili aldıkları eğitim ve işverenin bu konudaki talimatları doğrultusunda, kendilerinin ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşürmemekle yükümlü oldukları ve çalışanların işveren tarafından verilen eğitim ve talimatlar doğrultusunda; aİşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tehlikeli madde, taşıma ekipmanı ve diğer üretim araçlarını kurallara uygun şekilde kullanmak, bunların güvenlik donanımlarını doğru olarak kullanmak, keyfi olarak çıkarmamak ve değiştirmemek. bKendilerine sağlanan kişisel koruyucu donanımı doğru kullanmak ve korumak. cİşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tesis ve binalarda sağlık ve güvenlik yönünden ciddi ve yakın bir tehlike ile karşılaştıklarında ve koruma tedbirlerinde bir eksiklik gördüklerinde, işverene veya çalışan temsilcisine derhal haber vermek. çTeftişe yetkili makam tarafından işyerinde tespit edilen noksanlık ve mevzuata aykırılıkların giderilmesi konusunda, işveren ve çalışan temsilcisi ile iş birliği yapmak. dKendi görev alanında, iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için işveren ve çalışan temsilcisi ile iş birliği yapmak” yükümlülüğü bulunduğu belirtilmiştir. Bütün bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında mahkemece kazanın meydana geldiği coğrafi bölgede akrep türlerinin yaygın olarak görülüp görülmediği ilgili Kurum ve üniversitelerden araştırılarak, yaygın görüldükleri anlaşıldığı takdirde işveren tarafından işçilere akrep sokmalarına karşı eğitim verilip verilmediği, bu konuda gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınıp almadığı konularını değerlendirecek şekilde, 6331 sayılı Yasaya uygun olarak, olayın gerçekleştiği iş kolunda iş güvenliği bakımından uzman kişilerden oluşan bilirkişi heyetinden bu çerçevede bir kusur raporu alınarak varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur Yargıtay 10. Hukuk Dairesi - K. 2020/6526. İş kazası tazminat davası, uygulamada işçinin maluliyet oranı, kusur oranı ve ücretin belirlenmesi noktasında sıkça mağdur olduğu bir dava türü olduğunda savunmanın bir tazminat avukatı tarafından yapılmasında yarar vardır. İstanbul Avukat Baran Doğan Hukuk Bürosu UYARI Web sitemizdeki tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Baran Doğan’a aittir. Tüm makaleler hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imzalı zaman damgalıdır. Sitemizdeki makalelerin kopyalanarak veya özetlenerek izinsiz bir şekilde başka web sitelerinde yayınlanması halinde hukuki ve cezai işlem yapılacaktır. Avukat meslektaşların makale içeriklerini dava dilekçelerinde kullanması serbesttir. Makale Yazarlığı İçin Avukat veya akademisyenler hukuk makalelerini özgeçmişleri ile birlikte yayımlanmak üzere avukatbd adresine gönderebilirler. Makale yazımında konu sınırlaması yoktur. Makalelerin uygulamaya yönelik bir perspektifle hazırlanması rica olunur. Güncel olarak, pek çok olayda meydana gelen hakaret içeren sözler, elbette ki hukuksal olarak da bunu gerçekleştiren kişilere sorunlar yaşatıyor. Elbette ki; bu konuda hem hakaretin tanımı hem de yapılan hakaretin hangi yollar ile gerçekleştiğinin cevabı da açılacak olan dava ve haklar için önemli bir yere sahiptir. İlk olarak, hakaretin tanımı ile konuya giriş yapılabilir. Beraberinde, cezası, zaman aşımı ve manevi tazminat hakkında bilgiler de sunulacaktır. İçindekiler1 Hakaret nedir? Cezası nedir? Şiddet ve yaralama sonrası Karşılıklı hakaret için dava açılır mı?2 Manevi E- Posta ile hakarette kamu davası Tazminat davası nasıl açılır? Zaman aşımı var mı? Dilekçe hazırlama nasıl yapılır? Tazminat Dilekçesi Hakaret nedir? Hakaret kısa tanımı ile ’ şerefe karşı işlenmiş bir suç ’ olarak açıklanabilir. Türk Ceza Kanunlarına göre; 5237 125-131. Maddeler arasında işlenmiştir. 7 madde halinde düzenlenmiş olan bu içerik, herhangi bir kimsenin, saygınlığını rencide edecek, onur ve şerefini düşürecek niteliklerde yer alan, somut bir fiil kullanılarak ya da bununla birlikte olgu isnat etmek adına yapılan davranış şeklinde, saldırmak olarak açıklanmaktadır. Cezası nedir? Bir kişinin ya da bir hakkın karşısında, hakaret içeren, onur ve şerefe saldırı içeren sözler kullanmak, hukuksal olarak bazı cezaları içerisinde bulundurmaktadır. Sınırının 1 yıldan az olmaması açıklanmış olurken, eğer ki kamu görevlisine karşı işlenmiş ise bu sınır geçerlidir ve en 1 az yıl olmak üzere cezaya çarptırılır. Alenen işlenen hakaretlerde ise 1/6 oranında artış görmesi mümkün olacaktır. Şiddet ve yaralama sonrası hakaret Eğer ki, karşı taraftan bir şiddet ve yaralama söz konusu ise, bu durumda kalan kişinin karşıda bulunan kişiye hakaret içeren sözler kullanması, herhangi bir cezayı beraberinde getirmemektedir. Fakat, haksız bir fiile karşı işlemiş ise 1/3 oranında indirilerek azaltılır ya da ceza vermekten vazgeçilebilir. Bu da mahkemenin kararına kalmış olurken, tepki olarak verilen hakaretlerde bilgiler bu şekilde ön plana çıkmaktadır. Karşılıklı hakaret için dava açılır mı? Karşılıklı olarak hakaret içeren sözler kullanmak, yine cezayı ortaya çıkarabilir. Genel olarak, karşılıklı durumlarda ceza indirilir ya da hiç verilmese de elbette ki, hakaretin boyutu, ilk kim tarafından kullanıldığı, tahrik ettiği konuları da göz ardı edilmeden değerlendirilir. Bu bilgilerin yanı sıra; hakaret ve tazminat davası için şu başlıklara da göz atabilişiniz. Manevi tazminat Elbette ki hakaret davaları için, manevi tazminat hakkı alabilmekte mümkün oluyor. Bu durumda, eğer ki bir kişiye; e- posta yolu ile hakaret edilmiş ise, bu durumda haklara saldırılmasından dolayı o kişinin manevi tazminat davası açabilmesi mümkündür. Böylelikle açılan dava sonrasında, tarihi itibari ile cezanın TL’ ye kadar olan kısmını davalar Sulh Hukuk mahkemesi kullanılarak açılır. Bu tutarın dışında kalan davalar ise Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından ele alınmaktadır. Yine yasal faiz de bu konuda mümkün olurken, hakaret tarihinden itibaren, yasal olarak faizler de kişi tarafından istenebilir. E- Posta ile hakarette kamu davası açılır Yukarıda bahsetmekte olduğumuz- e posta ile hareket dolayısı ile davalar, kamu davası olarak sonuçlandırılmaktadır. Bundan kaynaklı olarak da Sulh Ceza Mahkemesi yerine, Cumhuriyet Savcılığına şikâyet dilekçesi yazılarak başvurulur. Tazminat davası nasıl açılır? Tazminat davası açabilmek için, ilk olarak tarafınıza işlenmiş olan hakaret suçunu kanıtlamak, bu konuda mahkemeye başvuru da bulunmanız gerekmektedir. Yani, tazminat davası açmadan önce, ilk olarak hakaret davası için başvuru yapmanız gerekiyor. Bu konuda avukatınız ile görüşerek, tarafınıza, direkt ya da e- posta yolu ile hakaretler gönderildiği konusunda danışabilirsiniz. Elbette ki bu durumda, sesli bir kayıt ya da e- posta ile gönderilen hakaret içeren sözlerin çıktısını isteyecektir. Sonrasında ise değerlendirmeler yaparak, kanıtlar mevcut ise, mahkemeye başvurmak için sizlerin onayını alacaktır. Eğer ki, Hakaret davası sonuç alır ve haklı çıkarsanız, bu durumda tazminat davası da açarak, maddi ve manevi olarak tazminat talep edebilirsiniz. Bahsettiğimiz gibi, manevi tazminat bedelleri ele alındığında tutarlara göre, Sulh Ceza Mahkemesi ya da Asliye Hukuk Mahkemesi gibi mahkemeler tercih edilmektedir. Alt sınır Sulh Ceza Mahkemesi olurken, üst sınır tazminat talebi ise Asliye Hukuk Mahkemesine yapılması gerekmektedir. Zaman aşımı var mı? Haksız bir fiil kişiye iletildikten sonra, en az 1 yıl içerisinde başvuru yapmak gerekmektedir. Eğer ki, tazminat davası açmak istiyorsanız, bu süre zarfını iyi değerlendirmeni gerekmektedir. Haksız fiil iletildiği günden sonra 1 yıl içerisinde dava açabilirsiniz. Eğer ki, haksız fiilin üzerinden 1 yıl geçerse, tazminat davası açma hakkı zaman aşımına uğrayarak ortadan kalkmaktadır. Dilekçe hazırlama nasıl yapılır? Tazminat Dilekçesi Açılacak olan haksız fiil dahilinde tazminat davası, bir dilekçe ile bildirilmesi gerekmektedir. Bu dilekçe ise, belirlenmiş kurallar dahilide, hukuki kurallar ele alınarak hazırlanır. Ebette ki bu dilekçe, en temel kavram olurken, tazminat davası açılmadan önce hazırlanması gereken evraklar arasında. Alanında uzman bir avukat tercih ederek, hukuk bürolarını ziyaret edebilir, dilekçe hazırlama ve tüm diğer hukuksal konularda bilgi sahibi olabilirsiniz bu sürecin, uzman bir hukuk danışmanı tarafından yürütülmesi, alınacak hak ve tazminatlar için önemli bir yere sahiptir. Genel olarak, hakaret ve tazminat davası hakkında bilgiler böyle olurken, web sayfamız üzerinde yer alan açıklamalar, resmi bir nitelik taşımamaktadır. Konu hakkında tüm detaylı bilgilere ulaşmak, dava süreci, tazminat miktarları ve zaman aşımı şartlarına yine uzman avukat tarafından ulaşabileceğiniz gibi, hukuk bürosunu arayarakta öğrenebilirsiniz. Diğer Yazılarımız Tazminat Nedir? İhbar Tazminatı Şartları Nelerdir? Click to rate this post! [Total Average ] Uygulamada taşınmazlarla ilgili en sık karşılaşılan dava türlerinden biri de “ecrimisil davası “dır. Ecrimisil bir diğer adıyla haksız işgal tazminatı adından da anlaşıldığı üzere bir zararı giderme talebi ile açılan tazminat davasıdır. Ecrimisil davasının kanuni dayanağı Türk Medeni Kanunu’nun 995. maddesidir. Kanun iyi niyetli olmayan zilyedin; haksız bir şekilde zilyetliğinde tuttuğu eşya için;haksız zilyetlik süresi boyunca malike verdiği zararları bu süre içinde elde ettiği veya elde etmeyi ihmal ettiği ürünlerin karşılığını tazminat olarak ödemesi gerektiğini ECRİMİSİL NEDİR?2 ECRİMİSİL DAVASI KOŞULLARI3 ECRİ MİSİL DAVASINDA İHTAR4 ECRİMİSİL DAVASINDA ZAMANAŞIMI NE KADARDIR?5 ECRİMİSİL DAVASI HANGİ MAHKEMEDE AÇILIR ?6 ECRİMİSİL DAVASI KAÇ YIL SÜRER ?7 ECRİMİSİL DAVASINDA TAZMİNAT BEDELİ NASIL BELİRLENİR ?8 SIK SORULAN SORULAR ECRİMİSİL NEDİR?Ecrimisil davası haksız işgal tazminatı ; taşınmazın maliki olmayan kişi veya kişilerce haksız ve kötü niyetli bir şekilde; malikin rızası bulunmaksızın kullanılması durumunda bu kullanmadan kaynaklanan tazminatın talep edildiği dava olarak açıklanabilir. Ecrimisil davası , bir gayrimenkulün hak sahibi haricinde biri tarafından kullanılması yahut yararlanması durumunda ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle bu davanın bir diğer ismi haksız işgal tazminatı davasıdır. Bu konu mevzuatta açık bir şekilde düzenlenmemesi sebebiyle genel olarak Yargıtay kararları ışığında DAVASI KOŞULLARIYukarıda da açıkladığımız üzere ecrimisil bir diğer adıyla haksız işgal tazminatı bir taşınmazın kötü niyetli zilyet tarafından haksız olarak malikin rızası hilafına kullanılması halinde ortaya çıkar. Bu tanımdan yola çıkarak ecrimisil davasının şartlarını sıralamak gerekirse ;Taşınmazın Haksız İşgaliHaksız işgal bir gayrimenkule malikin rızasına aykırı bir şekilde zilyet olma anlamına gelir. Örneğin kira sözleşmesi biten kiracı kiraya verenin rızasına aykırı şekilde taşınmazda kalmaya devam ediyorsa bu bir haksız işgaldir. Yine mirasçılar içinde de haksız işgal hali söz konusu olabilmektedir. Mirasçı kendi payı haricinde bir yeri kullanıyorsa ediyorsa bu da haksız işgale İşgal Eden Kişinin Kötü Niyetli OlmasıTaşınmazı haksız olarak işgal eden kişi kesinlikle kötü niyetli olmalıdır. Zira yukarıda da belirttiğimiz üzere ecrimisil davasının yasal dayanağı olan Türk Medeni Kanunu’nun 995. maddesi bu hususu aşağıdaki şekilde düzenlemiştir;Madde-995İyiniyetli olmayan zilyet, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek açık hükmünden de anlaşılacağı üzere burada tazminat ödemeye mahkum edilen kişi iyi niyetli olmayan zilyettir. Dolayısıyla kötü niyetin bulunması ecrimisil davası için en önemli şartlardan ZararKötü niyetli zilyedin haksız işgali sebebiyle ortaya çıkan bir zararın olması davanın açılması için şarttır. Zararlar, taşınmazın kullanılması sebebiyle yıpranması sonucunda ortaya çıkan zararlar ; taşınmazın yalnızca kullanımı sonucunda doğan zararlar ve malikin mahrum kaldığı kâr sebebiyle doğan zararlar ; olarak üç başlık altında Nedensellik Bağı Son şart olarak zararın ecrimisil davası ile talep edilebilmesi için kötü niyetli haksız işgal ile arasında nedensellik bağı olması gerekir. Yani davaya konu zararın haksız işgal sebebiyle ortaya çıkmış olması MİSİL DAVASINDA İHTAREcrimisil davasının ikame edilebilmesi için haksız zilyedin intifadan men edilmesi şarttır. Kısacası haksız zilyedin dava konusu taşınmazı kullanmaktan men edilmesi gerekir. Bu nedenle dava açılmadan evvel kötü niyetli ve haksız zilyede noter yoluyla bir ihtarname men halinin gerçekleşmesi için ihtarname yalnızca yeterli olmayacak bunun yanında el atmanın önlenmesi yahut ortaklığın giderilmesi davası açılması da gerekebilecektir. Fakat belirtmemiz gerekir ki mirasçıların birbirine karşı açtıkları ecrimisil davalarında ihtar çekme zorunluluğu DAVASINDA ZAMANAŞIMI NE KADARDIR?Ecrimisil davası açılabilmesi belirli bir süreye tabidir. Bu süre dava zamanaşımı süresi olup 5 yıldır. zamanaşımı süresi boyunca talep edilmeyen zararların sonradan talep edilmesi mümkün değildir. Kötü niyetli haksız işgal sonucunda doğan zararlar geriye dönük 5 yıllık süre için dava konusu DAVASI HANGİ MAHKEMEDE AÇILIR ?Ecrimisil davası haksız işgal tazminatı açmak isteyen kimse bu davayı görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açmalıdır. Yetkili mahkeme ise haksız işgale maruz kalan taşınmazın olduğu yer mahkemesidir. Örneğin Pendik’te bulunan bir taşınmaz için açılması gereken ecrimisil davası İstanbul Anadolu Asliye Hukuk Mahkemesi’nde DAVASI KAÇ YIL SÜRER ?Ecrimisil davasının ne kadar sürede neticeleneceği uygulamada en çok karşımıza çıkar sorulardandır. Fakat bu soruya net bir cevap vermek mümkün değildir. Dosyanın mahiyeti bu hususta belirleyici olan unsurların başında gelmektedir. Mahkeme bu dava için ilk olarak davacı taraftan zilyetliğin ispatını talep edecek sonrasında mevcut zilyetliğin haksız ve kötü niyetli olup olmadığını tespit edecektir. Daha sonra zararların miktarının tespiti için dosyanın bilirkişiye tevdi edilmesi ve akabinde mahkemenin karar vermesi ile dava en kısa sürede neticelenmesi usul işlemlerinde hata yapılmaması ile mümkündür. Bunun için de alanında uzman bir avukattan hukuki yardım alınması son derece önemlidir. Avukattan hukuki destek alınması halinde ; olası hak kayıpları en aza indirilecektir. Böylece davanın sürüncemede kalması DAVASINDA TAZMİNAT BEDELİ NASIL BELİRLENİR ?Dava konusu tazminatın nasıl tespit edileceğine ilişkin kanuni bir düzenleme mevcut değildir. Bu sebeple bu husus Yargıtay Kararları ışığında şekillenmiştir. Mahkemenin hükmedeceği tazminat tutarı en az taşınmazın kira bedeli kadar olacaktır. Aynı zamanda haksız işgal sebebiyle taşınmazda meydana gelen eskime, hor kullanma neticesinde doğan hasarlar gibi zararlar da tespit edilip tazminata eklenecektir. Bunun yanı sıra yukarı da belirtildiği üzere gerçek hak sahibinin haksız işgal sebebiyle mahrum kaldığı kazançlar da tazminat belirlenirken dikkate davasında tazminat miktarı uzman bilirkişiler tarafından; taşınmaz üzerinde yapılacak keşif neticesinde oluşturulacak raporlar sonucunda tespit edilir. Bu bilirkişi raporlarında tutarsızlık veya gerçeğe aykırılık görülmesi halinde ; mutlaka itiraz edilmelidir ve yeni bir rapor fazla bilgi almak için bize whatsapp üzerinden ; borçlar hukuku ile ilgili makalelerimize buradan ulaşabilirsiniz. SIK SORULAN SORULAR Ecrimisil tazminatı geriye dönük kaç yıllık istenebilir?Yukarıda da ayrıntılı olarak izah ettiğimiz üzere ecrimisil davası 5 yıllık zamanaşımına tabidir. Bu sebeple haksız işgal neticesinde doğan zararların geri dönük 5 yıllık zaman dilimindeki kısmı dava ile talep ecrimisil davası açabilir ?Ecrimisil davası kötü niyetli haksız işgali gerçekleştiren kişiye karşı gerçek hak sahipleri tarafından açılır. Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat Davası Nedir?Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat Davası Kimlere Karşı Açılır?Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat Davasını Kimler Açabilir?Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat Davasında Görevli MahkemeTrafik Kazası Nedeniyle Tazminat Davalarında Yetkili MahkemeTrafik Kazası Nedeniyle Açılacak Tazminat Davasında Hangi Zararlar İstenebilir?1. Yaralanmalı Trafik Kazası Sonucunda Talep Edilebilecek Zararlar2. Ölümlü Trafik Kazası Sonucunda Talep Edilebilecek Zararlar3. Araç Hasarı Nedeniyle Tazminat Davasında Talep Edilecek ZararlarTrafik Kazası Nedeniyle Açılacak Tazminat Davalarında Zamanaşımı Süresi Trafik Kazalarında Maddi ve Manevi Tazminat HesabıTrafik Kazası Nedeniyle Tazminat Davası Dava Dilekçesi Nasıl Yazılmalı ?Destek Tazminatı Dilekçesinde “Konu” Başlıkları Bedensel Zararlarda “Konu” BaşlıklarıTüm Trafik Kazası Tazminat Davalarında DelillerÖlümlü Trafik Kazalarında Sunulacak DelillerYaralanmalı Trafik Kazalarında Sunulacak Delillerİlgili Yerlerden İstenecek Belge ve DosyalarAraç Hasarlarında Sunulacak DelillerTrafik Kazalarında Maddi Tazminat Nasıl Hesaplanır?Trafik kazası nedeniyle tazminat davası, bir veya birden fazla aracın karıştığı kazada ölüm, yaralanma gibi bedensel zararlar ile üçüncü kişilere ait ev, araba, arazi gibi malvarlıklarında meydana gelen zararlarının giderilmesi amacıyla zarara uğrayan kişiler tarafından trafik kazasında sorumluluğu bulunan kişilere karşı açılan bir tazminat davası türüne denir. Trafik kazası tazminatı, halk arasında bedensel hem de malvarlığı zararlarını ifade etmek üzere sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 3. Maddesinde trafik kazası; “Karayolu üzerinde hareket halinde olan bir veya birden fazla aracın karıştığı ölüm, yaralanma ve maddi zararla sonuçlanmış olay” olarak tanımlanmıştır. Öyleyse bir olayın “trafik kazası” sayılabilmesinin koşulları şunlardırKaza, karayolu üzerinde meydana gelmiş hareket halinde olan bir veya birden fazla araç karışmış sonunda ölüm, yaralanma yahut maddi bir zarar meydana gelmiş ile ölüm, yaralanma yahut maddi zarar arasında nedensellik bağı kazasi nedeniyle tazminat davasi nedirTrafik Kazası Nedeniyle Tazminat Davası Nedir?Bir motorlu aracının bir başka araca, yayaya, hayvana veya nesneye çarpması sonucu meydana gelen olaya trafik kazası denir. Trafik kazaları sonucu maddi veya manevi hasar meydana gelebilir. Ayrıca kaza sonucu yaralanma veya ölüm durumları oluşabilir. Trafik kazası sonrası zarara uğrayan kişi veya kişilerin kazaya neden olan kişi veya kişilere açtığı hukuk davasına türüne trafik kazası nedeniyle tazminat davası denir. Trafik kazaları hukuki olarak birkaç kategoride incelenebilir. Bunlar aşağıdaki gibidirÖlümlü trafik kazalarıYaramalı trafik kazalarıMaddi hasarlı trafik kazalarıTrafik kazaları nedeniyle tazminat davaları uygulamada sıklıkla karşımıza çıkmakta olup, hem bedensel hem de malvarlığı zararlarını ifade etmek üzere kullanılmaktadır. Trafik kazası nedeniyle tazminat davasının hukuki dayanağı, Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesinde düzenlenen “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.” hükmü gereği haksız fiil kazasi nedeniyle tazminat davasi maddiTrafik Kazası Nedeniyle Tazminat Davası Kimlere Karşı Açılır?Trafik kazasından dolayı ölüm ve bedensel zararlar nedeniyle dava edilebilecek gerçek ve tüzel kişileri şu şekilde sıralamak mümkündürİşleten Araç Sahibi, Girişimci, İşleten Gibi Sorumlu Olanlar Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olur KTK İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur. İşletenlerin bu sorumluğu “tehlike sorumluluğu” ve Yardımcıları Motorlu aracı kullanan sürücülerin ölüm, yaralanma ve maddi hasarla sonuçlanan kazalardan dolayı sorumlu tutulabilmesi için kazanın meydana gelişinde mutlaka “kusurlu” olmaları gerekmektedir. Onların sorumluluğu tehlike sorumluluğu değil kusur 2918 sayılı KTK gereği motorlu araç işletenler trafik sigortası yaptırmakla yükümlüdür. Zorunlu sigorta koşulları çerçevesinde işletenin sorumluluğunu belli bir miktara kadar üstlenen sigortacı işleten ile sürücü ve yardımcılarının kusurundan “kendi kusuru gibi” sorumlu hesabı Duruma göreTrafik Kazası Nedeniyle Tazminat Davasını Kimler Açabilir?Trafik kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası açabilecek kişileri şu şekilde sıralamak mümkündürÖlüm Desteğinden Yoksun Kalanlar Trafik kazalarında ölüm meydana gelmişse, ölüm nedeniyle tazminat davalarında asıl davacılar destekten yoksun kalanlardır. Onlar hem maddi hem de manevi tazminat isteme hakkına sahiptir. Genellikle maddi tazminat isteyebilecek olanlar ölen kişi evli ise eşi, ve çocukları, bekar ise anne ve babasıdır. Bu kişilerin ölenin desteğinden yararlandıklarını ispat etmelerine gerek yoktur. Çok sınırlı koşullarda, örneğin anne baba ölmüş veya baba işsiz ve yaşlı olup da evin ve kardeşlerinin geçimini yetişkin kardeşlerden biri üstlenmişse, onun ölümü halinde küçük kardeşleri destekten yoksun kalmış kabul edilebilirler. Birlikteliğinin sürekliliği kanıtlanmak koşuluyla, nikahlı eş gibi nikahsız eş de hem maddi hem de manevi tazminat istemiyle davacı Zarara Uğrayanlar Trafik kazasında yaralanan kişiler beden gücü kayıpları, geçici veya sürekli iş göremezlik zararları, tedavi ve iyileşme giderleri, bakım gideri nedeniyle davacı olurlar. Trafik kazası geçiren kişiler hiçbir bedensel zarara uğramasalar dahi yaşadıkları olayın ruh sarsıntısı nedeniyle manevi tazminat isteme hakkına sahiptirler. Kaza geçiren kişinin yakınları da TBK hükmü uyarınca manevi tazminat talep Hasarlanan Kişi Kaza sonucu aracı hasarlanan kişi, onarım bedelini, araç kullanılmaz hale gelmişse araç bedelini, araçtaki hasardan dolayı onarım sonrası değer kaybını istemek için davacı Yapı ve Tesis Sahipleri Motorlu aracın neden olduğu zararlar nedeniyle bina, yapı ve tesis sahipleri davacı olacaklardır. Örneğin, motorlu bir aracın hızını alamayıp bir binaya çarpması durumunda bina sahibi davacı Sahipleri Yolcu eşya ve bagajları ile taşımacının araçlarına yüklenen özel eşya ve ticari emtianın zarar görmesi durumunda eşya ve emtia sahipleri davacı Kazası Nedeniyle Tazminat Davasında Görevli MahkemeTrafik kazalarının bir sonucu olan maddi ve manevi tazminat davaları en az bir motorlu aracın dahil olduğu bir kazada ölüm ve yaralanma gibi bedensel zararlar ile üçüncü kişilere ait ev, araba, arazi gibi malvarlıklarında meydana gelen zararlarının giderilmesi amacıyla zarara uğrayan kişiler tarafından trafik kazasında sorumluluğu bulunanlara karşı açılan bir tazminat davasıdır. Trafik kazası nedeniyle açılacak tazminat davalarında görevli mahkeme kural olarak Asliye Hukuk dava trafik sigortasını yapan şirkete karşı açıldığında görevli mahkeme değişmektedir. Bu durumda, trafik kazası nedeniyle aracın sürücüsü, sahibi ve işleteni ile birlikte aracı sigortalayan sigorta şirketine birlikte dava açılacaksa; görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi Kazası Nedeniyle Açılacak Tazminat Davalarında Arabuluculuk Başvurusu Zorunlu Mudur?Trafik kazası nedeniyle açılacak tazminat davalarında kural olarak arabuluculuğa başvuru zorunluluğu bulunmamaktadır. Bununla birlikte, sigorta şirketlerine aynı dava ile husumet yöneltilecekse, ilgili sigorta poliçesi kapsamında en azından sigorta şirketine karşı arabuluculuğa başvurmak kazasi nedeniyle tazminat davasi arabulucuTrafik Kazası Nedeniyle Tazminat Davalarında Yetkili MahkemeÖlümlü veya yaralamalı trafik kazası nedeniyle açılacak maddi ve manevi tazminat davasında birden fazla yetkili mahkeme vardırBunlardan ilki, davalılardan herhangi birisinin yahut davacının ikametgahının bulunduğu yer mahkemesinde tüm sorumlulara maddi ve manevi tazminat davası açılabilir HMK trafik kazasının meydana geldiği yer mahkemesinde tazminat davası açılabilir HMK birlikte, trafik sigortası şirketinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesinde de maddi ve manevi tazminat davası açılabilir HMK Kazası Nedeniyle Açılacak Tazminat Davasında Hangi Zararlar İstenebilir?Trafik kazası nedeniyle açılacak tazminat davalarında istenecek zararlar, trafik kazasının ölümle yahut yaralanmayla sonuçlanmasına göre farklılık Yaralanmalı Trafik Kazası Sonucunda Talep Edilebilecek ZararlarYaralanmalı trafik kazalarında açılacak tazminat davalarında talep edilebilecek zararlar şu şekildedirTedavi ve iyileşme giderleri. 6098/ kişinin gelir kaybıYaşam boyu bakıma muhtaçlık durumunda bakıcı giderleri. 6098/ geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar,Geçici işgöremezlik nedeniyle maddi ve manevi tazminat. 6098/ gücü kaybı nedeniyle maddi tazminat. 6098/ boyu kullanılacak protez, ilaç ve gereç giderleri 6098/ Estetik zararlar ve ekonomik geleceğin sarsılması nedeniyle tazminat. 6098/ gücü kaybı nedeniyle manevi tazminat 6098/m. 56/2. 2. Ölümlü Trafik Kazası Sonucunda Talep Edilebilecek ZararlarÖlümlü trafik kazalarında açılacak tazminat davalarında talep edilebilecek zararlar şu şekildedirÖlen kişinin tüm cenaze masrafları,Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ve maddi kayıplar 6098/ Tazminat Ölümle birlikte duyulan acı, ızdırap sonucunda ölenin yakınları tazminat talebinde bulunabilir. Ölenin destek tazminatı isteyemeyecek durumda olan birinci derece yakınlarının örneğin yetişkin çocuklarının, kardeşlerinin manevi tazminat istekleri 6098/ Yoksun Kalma Tazminatı Trafik kazası sonucunda ölen kişinin bakımını, masraflarını üstlendiği kişilerin ölüm sonucunda yoksun kaldıkları bedelleri isteyebilmeleri mümkündür. Bu tazminat türü ölen kişinin öbür boyu desteğinden mahrum kalanlar tarafından açılabilir. Destekten yoksun kalma tazminatının talep edilebilmesi için ölen kişinin akrabası olma şartı yoktur. Bu tazminatın, ölenin destek verdiği herhangi bir kimse tarafından da istenebilir. 6098/ ve 56/23. Araç Hasarı Nedeniyle Tazminat Davasında Talep Edilecek ZararlarAraç hasarlanmışsa onarım bedeliAraç kullanılamaz hale gelmişse pert olmuşsa araç bedeliAraçtaki hasardan dolayı onarım sonrası değer kaybının istenmesiTicari araçlarda onarım süresince “kazanç kaybı”Trafik Kazası Nedeniyle Açılacak Tazminat Davalarında Zamanaşımı Süresi Trafik kazasının yani haksız fiilin meydana geldiği an, tazminat davalarının zamanaşımı süresi işlemeye başlar. Trafik kazaları nedeniyle tazminat davası zamanaşımı süreleri şunlar olup, hangisi davacının lehine ise, o zamanaşımı süresi uygulanırEsas Zamanaşımı Süresi Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Trafik kazası nedeniyle tazminat davası bu süre içinde Zamanaşımı Süresi Trafik kazası nedeniyle açılacak tazminat davası, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüşse, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. Bir diğer ifadeyle, trafik kazası neticesinde ölüm veya yaralama meydana gelmiş ve ceza kanununda o suç için bir dava zamanaşımı öngörülmüşse, bu kanunda belirlenen dava zamanaşımı süresi ne kadar ise, trafik kazası nedeniyle açılacak maddi ve manevi tazminat davası açma süreleri de o olacaktır. Bununla birlikte, ceza kanunundaki temel dava zamanaşımı süresi geçse bile, ceza davası devam ediyorsa, yani ceza hukukundaki “uzamış dava zamanaşımı” devreye girmişse, ceza davası devam ettiği müddetçe herhangi bir zamanaşımı süresine bağlı olmadan trafik kazası nedeniyle tazminat davası Kazalarında Maddi ve Manevi Tazminat HesabıTrafik kazası nedeniyle tazminat davası nedir sorusunu üst tarafta detaylıca cevapladık. Peki Trafik kazası nedeniyle tazminat davası sonucunda mağdurlara verilecek maddi ve manevi tazminat nasıl hesaplanır?Trafik kazası nedeniyle tazminat davasında hükmedilecek maddi ve manevi tazminat tutarlarının net bir rakamı yoktur. Çünkü tazminat miktarları kazanın oluş şekli, kusur ve özelliklerine göre değişiklik tazminat davalarında dikkate alınan unsurlar aşağıdaki gibidirMağdur ve şüphelilerin tarafların sosyal ve ekonomik durumlarıTrafik kazasının meydana geliş şekliMağdur ve şüphelinin kusur oranlarıHak ve nesafet kurallarMaddi tazminat davalarında ise dikkate alınan unsurlar şunlardırMağdur ve şüphelinin kusur oranlarıTrafik kazası sonrası gerçekleşen maluliyet oranıMaluliyete uğrayan kişinin aktif ve pasif çalışma yıllarıMaluliyete uğrayan kişinin yaşı ve ekonomik durumuTrafik kazası nedeniyle tazminat davasında talep edilecek manevi ve maddi tazminat hesabında dikkate alınması gereken birçok unsur vardır. Trafik kazası nedeniyle tazminat davası süreciyle ilgili hizmet almak için Kadim Hukuk ve Danışmanlık ile iletişime Kazası Nedeniyle Tazminat Davası Dava Dilekçesi Nasıl Yazılmalı ?Dava dilekçelerinin biçimi ve içeriği 6100 sayılı HMK’nin 119. maddesin de belirtildiği gibi olmalı, dava öncesi elde edilmesi olanaklı tüm belgeler toplanmalı ve bunlar dava dilekçesine eklenmeli; listenin altına ilgili yerlerden istenecek belgeler hakkında açıklama konulmalıdır. Sonradan ele geçecek belgeler delil listesi ekinde sunulabilir. Bu konuda, 6100 sayılı HMK 121. maddesinde“Dava dilekçesinde gösterilen ve davacının elinde bulunan belgelerin asıllarıyla birlikte harç ve vergiye tabi olmaksızın davalı sayısından bir fazla düzenlenmiş örneklerinin veya sadece örneklerinin dilekçeye eklenerek, mahkemeye verilmesi ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamanın dilekçede yer alması zorunludur.” düzenlenmiş;Aynı hüküm, Yasa’nın “Ön inceleme” bölümü 140. maddesi da ikinci delil aşaması olarak yinelenmiş; ancak bu kez iki haftalık “kesin süre” verilmiştir. Trafik kazası nedeniyle tazminat davasında bu hususlara dikkat Tazminatı Dilekçesinde “Konu” Başlıkları Olay ve tarihiKusur ve sorumlulukÖlen destek hakkında bilgiler Doğum tarihi, işi, mesleği, kazancı vb.Destekten yoksun kalan davacılar hakkında bilgiler Doğum tarihleri ve destekle yakınlık dereceleriMaddi tazminat istekleri Belirsiz alacak davası olarak her davacı için harca esas “simgesel” değerler; kısmi istek olmadığı belirtilerekManevi tazminat istekleriSigortacının sorumluluğu ve sigortadan maddi tazminat isteğiBedensel Zararlarda “Konu” BaşlıklarıOlay ve tarihiKusur ve sorumlulukBedensel zarar hakkında bilgilerDavacının doğum tarihi, işi, mesleği, kazancı vb. hakkında bilgiler, çocuksa öğrenci belgesi, ev kadını veya emekli ise bu konuda açıklamalarTedavi belgeleri, nerede nasıl tedavi gördüğü hakkında bilgilerMaddi tazminat istekleri Kalıcı sakatlık söz konusu ise güç kaybı tazminatı, geçici işgöremezlik zararı, tedavi ve tüm iyileşme giderleri, yaşam boyu bakıma muhtaç ise akıcı giderleri Belirsiz alacak davası olarak her bir istek kalemi için harca esas “simgesel” değerler; kısmi istek olmadığı belirtilerekManevi tazminat istekleriSigortacının sorumluluğu ve sigortadan maddi tazminat isteği sigorta kısmi ödeme yapmışsa bunun tutarı ve ödeme tarihiTüm Trafik Kazası Tazminat Davalarında DelillerTrafik kazası tespit tutanağıSürücülerin ve görgü tanıklarının ilk ifadeleriKarakol yazısıAlkol raporlarıAraçların ruhsatname fotokopileriSürücülerin ehliyetname ve nüfus kağıdı fotokopileriSigorta poliçelerinin fotokopileriZarar gören kişiler hakkında bilgilerSavcılığı iddianamesi, fezleke veya takipsizlik kararıCeza davası açılmışsa dosya numarası ve dosyadaki belgelerin fotokopileriSavcılığı Hazırlık aşamasında veya Ceza Mahkemesince keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmışsa, tutanak ve bilirkişi raporlarının birer suretiÖlümlü Trafik Kazalarında Sunulacak DelillerTrafik kazası nedeniyle tazminat davasında yukarıdaki belgelere ek olarakÖlü muayene otopsi raporuÖlenden aile nüfus tablosuÖlenin kimliği ve kişiliği hakkında bilgilerÖlen çalışan biri ise işi, mesleği, kazancı, öğrenim durumu hakkında belge ve bilgilerÖlen öğrenci ise okulu, sınıfı hakkında belgeler ve bilgilerDestekten yoksun kalanların kimlik bilgileri, adresleri, ölenle yakınlık dereceleriDestekten yoksun kalanlar aynı zamanda mirasçı iseler mirasçılık belgesiÖlüm hemen değil de, olaydan bir süre sonra gerçekleşmişse, tedavi belgeleriCenaze ve defin işleri ile ilgili belgelerDaha sonra ad ve adresleri bildirilecek tanıklar Hangi konuda dinletileceği açıklamaları ile birlikteYaralanmalı Trafik Kazalarında Sunulacak DelillerTrafik kazası nedeniyle tazminat davasında yukarıdaki belgelere ek olarakAdli Tabip raporu geçici veya kesin raporKaza geçiren kişinin kimlik bilgileri, işi, işyeri, mesleği, kazancı, öğrenim durumu hakkında belgeler ve bilgilerHastane kayıtları ve tedavi belgeleriTedavi sürmekte ve yeni bir ameliyat gerekmekte ise, buna ilişkin bilgilerGeleceğe yönelik tedavi ve ameliyat söz konusu ise buna ilişkin hekim raporuTedavi ve iyileşme için yapılan tüm harcamalara ilişkin belgeler, bilgiler ile fatura ve makbuz gibi belgelerden yeterince yoksa, ne gibi harcamalar yapıldığına ilişkin açıklamalar, örneğin özel bakım ve beslenme giderleri ile yardımcı kişi giderleri, hastanın ve yakınlarının tedavi için yol giderleri, tedavi için gidilen yerde hastanın ve yakınlarının barınma, yiyip içme ve yol giderleri hakkında açıklamalarKaza geçiren okul çağında bir çocuksa, hangi okulda okuduğu, kaçıncı sınıfta olduğu hakkında okul müdürlüğünden alınacak belgeler, uzun süren tedavisi nedeniyle sınıfta kalıp kalmadığı veya kaç yıl kaybettiği hakkında açıklama ve belgelerDaha sonra ad ve adresleri bildirilecek tanıklar Hangi konuda dinletileceği açıklamaları ile birlikteİlgili Yerlerden İstenecek Belge ve DosyalarCeza Mahkemesi veya Savcılık soruşturma dosyasıKazaya karışan araçların trafik sicil kayıtlarıNüfus Müdürlüğünden tarafların kimlik bilgileri ve aile nüfus tablolarıSigorta Şirketinden kaza ile ilgili dosya ve sigorta poliçeleriBedensel zararlarda hastane kayıtları ve tedavi belgeleriAraç Hasarlarında Sunulacak DelillerYukardaki kaza ile ilgili tutanaklar ve belgelere ek olarakAraç hasarının tespitine ilişkin eksper veya uzman bilirkişi raporu,Mahkeme kanalıyla tespit yaptırılmışsa değişik iş dosyasından alınan belgeler,Araç kullanılamaz hale gelmişse pert olmuşsa bırakılan yere teslim belgesi,Araç yabancı plakalı ise, gümrüğe terk belgesi,Hurda araç sigortacı tarafından teslim alınmışsa buna ilişkin belgeOnarımla ilgili parça ve işçilik faturalarıAracın satış belgesiAracın yaşı, kullanma süresi ve kilometresi ile başka niteliklerine göre, yetkili satıcı veya ikinci el satıcılardan galeri sahiplerinden alınan ve ara cin değerini belirten araçlarda kazanç kaybını kanıtlamak amacıyla gerekli belge ve Kazalarında Maddi Tazminat Nasıl Hesaplanır?Maddi tazminat nasıl hesaplanır sorusu, daha net ve kesin verilerle cevaplanabilecek bir konudur. Fakat manevi tazminat daha karışık ve mahkemenin takdirindedir. Maddi tazminatın miktarını doğrudan oluşan zarar ve kusur oranı olarak; trafik kazası, neticesinde maluliyete uğrayan yaralanan kişinin maluliyet oranının %70 olduğunu kabul edelim. Maluliyete uğrayanın olaydaki kusur oranının %40, yaşının 50, maaşının 6000 TL olduğunu varsayalım. Genel hatları ile bir hesaplama yapmak gerekirse, tazminat miktarı şu esaslara göre belirlenecektirMaluliyete uğrayan kişinin 72 yaşına kadar işgücü olduğu kabul edilir. Malul kişinin 65 yaşına kadar aktif çalışma süresi, 65 yaş ile 72 yaş arasında da pasif çalışma süresi hesaplanır. Örnekte; maluliyete uğrayan kişi 15 yıl aktif, 7 yıl pasif çalışma uğrayan kişinin işgücü kaybı her ay için ayrı ayrı hesaplanır. Bu durumda 6000 TL maaş alan mağdurun maaşından kusur oranı olan %40 düşülmeli, bulunan miktar %70 maluliyet oranı ile çarpılmalıdır. Somut örneğimizde; 6000 TL maaş – % 40 mağdurun kusur oranına tekabül eden miktar = 3600 TL x 70/100 = 2520 TL aylık işgücü ve gelir kaybı olarak hesaplanır. Yıllık işgücü/gelir kaybı TL yıllık işgücü/gelir kaybı aktif ve pasif çalışma süresi olan 22 yıl ile çarpılır. Somut örneğimizde; yıllık işgücü kaybı 30240 x 22 yıl = TL maddi tazminat olarak ortaya yöntemi nedeniyle tazminattan kabaca %25 oranında indirim yapılması kazası nedeniyle tazminat davası açmak için Kadim Hukuk ve Danışmanlık ile irtibata geçebilirsiniz. Bu makalemizde, CMK vd maddeleri gereğince açılacak koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası incelenecek olup, ceza davası sonrası tazminat davası açılabilir mi, CMK m. 141 vd gereğince tazminat davası şartları nelerdir, ceza davası sonrası tazminat davası açma süresi nedir, ceza davası sonrası tazminat davası zamanaşımı, yetkili ve görevli mahkeme hangisidir gibi sorulara cevap bulmaya 19. maddesinde “Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı” düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir. Maddede düzenlenen esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesine göre; Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında; a Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, b Kanunî gözaltı süresi içinde hâkim önüne çıkarılmayan, c Kanunî hakları hatırlatılmadan veya hatırlatılan haklarından yararlandırılma isteği yerine getirilmeden tutuklanan, d Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen, e Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen, f Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan, g Yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan, h Yakalanmaları veya tutuklanmaları yakınlarına bildirilmeyen, i Hakkındaki arama kararı ölçüsüz bir şekilde gerçekleştirilen, j Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen, k Yakalama veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen başvuru imkânlarından yararlandırılmayan, kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten yenilenmesi sonucu hakkında beraat ya da ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilen hükümlülerin, önceki mahkumiyetinin tamamen veya kısmen infaz edilmesi durumunda uğradığı maddi ve manevi zararlar da CMK ve devamı maddelerine göre tazmin Tedbirleri Nedeniyle Tazminat Davasında Hangi Zararlar İstenebilir?Kişiler CMK m. 141/1 nedeniyle tazminat gerektiren işlemler nedeniyle uğradıkları maddî ve manevî her türlü zararlarını Devletten isteyebilirler. Maddede sayılan işlemler nedeniyle kişinin malvarlığında bir azalma meydana gelmiş veya uygulanan işlemler kişinin malvarlığındaki artışa engel olmuşsa maddi zararlarının karşılanmasını talep edebilir, maddi tazminat isteyebilir. Yargılama giderleri ve avukatlık ücreti de maddi zarar kapsamında sayılmalıdır. Yine bu tedbirlere maruz kalan kişi ruhsal yönden çektiği acı için manevi tazminat talep Tedbirleri Nedeniyle Tazminat Davasında Görevli ve Yetkili MahkemeKoruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası yetkili ve görevli mahkeme CMK düzenlenmiştir. Buna göre maddi ve manevi tazminat istemleri hakkında, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesi karar verir. Eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır. Dava nöbetçi mahkemeye Tedbirleri Nedeniyle Tazminat Davasında TaraflarKoruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası CMK m. 141/1’de sayılan tazminat gerektiren işlemlere maruz kalan kişilerdir. Sayılan kişiler dışında üçüncü kişilerin eşinin, anne babasının vb, bu tedbirler nedeniyle zarara uğramış dahi olsalar tazminat davası açma hakları yoktur. Dava Devlet Hazinesine karşı Tedbirleri Nedeniyle Tazminat Davasında SüreDava açma süresi karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir. Bu süre ceza davası sonrası tazminat davası zamanaşımı değil hak düşürücü ceza avukatı olarak, Büken Hukuk & Danışmanlık Bürosu, TCK ve diğer ilgili kanunlarda düzenlenen suçların soruşturma aşamasından infaz aşamasına kadar tüm işlemlerine ilişkin hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti makalelerimize buradan ulaşabilir veya büromuzdan randevu almak için buraya tıklayabilirsiniz.

tazminat davası kaç yıl içinde açılır